1.50
1.93
60,981
Şefik SEVİM

DÜŞÜNCE UFKU

Şefik SEVİM


19 Eylül 2008
font boyutu küçülsün büyüsün

Adalet


          Allah’ın vasfı. Allah’ın evreni yaratmada gözettiği an anlamlı keyfiyet. Her şeyin olması gerektiği yerde durması. Hakkaniyetin, insan-eşya ilişkisinde, insan-insan ilişkisinde bir form olarak ahlakilik kazanması, bir disiplin bulması…  

Hukuku arındıran kavram…  

Bir anlamda adalet, gözlemin, malzemenin, iradenin, bilginin, vicdanın ve hikmetin ortak bir olay ve zemin üzerinde pratikte mücessem bir duruma dönüşümüdür.  

Adaleti bazen ilahi metinlerde, müshaflarda bazen bilgelerin manifestolarında bazen elçilerin hikmetli sözlerinde, bazen bir anne yüreğinde, bazen bir pir-i faninin derin tecrübesinde bazen de bir çocuğun katıksız masumiyetinin neticesinde oluşan doğal tavırlarında, bazen de evrendeki herhangi bir canlının bizi şaşırtan dünyasında görmemiz mümkün.  

Adaletin hak ve hakkaniyetle tanınması, “ hak” ın Allah’ın bir ismi olması kavramın korunması ve muhafazasının mübarekliğine ve kutsallığına hamledilebilir.  

Bazı kavramlar vardır ki, hayat onların mayasından nasibini almadığı takdirde hayat çekilmez hale gelir. Bu kavramların başında adalet gelir.  

Fıtri yasalar, vicdani muhakeme, tarihsel, siyasal önyargılardan arınmış gözlem ve deliller üzerinde değerlendirme yapma anlayışı ve dürüstlüğü gelenekselleşmediği sürece Allah’ın ve yasalarının ötelendiği, seküler, materyalist dünya algısının insanı heva ve hevesiyle hükmetmeye meylettirdiği sürece birbirimize ve rabbimize adil şahitler olma imkân ve nimetini de kaybedeceğiz.  

Adalet gibi hayata tat katan bir nimeti sosyal hayatta pratize edip somut bir eylem olarak neticelendiren insan olduğu için insanın duygularıyla vicdanıyla, iradesiyle, bilgisiyle ne kadar fıtrat yasalarıyla bütünleşip bütünleşmediği önemlidir.  

Modern insanın kutsalları öteleyen ve bilgi kirliliğinden beslenen gerçeğiyle sergilediği ukalalık, adaletin pratikte anlam dünyasını olumsuz olarak direkt etkileyebilmektedir.  

18.yy.dan itibaren belirgin bir şekilde egemen güçlerin sömürgeci politikalarıyla risalet söylemlerinde temel sabiteler olarak bilinen yasalara karşı geliştirdikleri ifsad çabaları, insanlığın “ adaleti ayakta tutma” gibi en temel misyonunu öldürdüğü, akamete uğrattığı ve kirlettiği bir gerçektir.  

Tarihin her döneminde heva ve hevesin belirleyici olduğu, kararların alındığı, yasaların şekillendiği, söylem ve politikaların geliştirildiği ve bu çabaların hukuki bir forma dönüştürülerek insanlık üzerinde toplumsal mühendislik hesaplarının yapıldığı ve bu toplumsal mühendislik hesaplarının da insanlığı nasıl nesneleştirdiği hatta köleleştirdiği gerçeğini yaşamaktayız.  

Adaletin zülumata dönüşmemesi, fıtratın, vicdanın, cesaretin, Allah’ı hesaba katan bir iradenin bünyesinde söylem ve eyleme dönüşmesiyle mümkündür.  

Adaletin kurumsal işleyişinde ehliyet, süreç ve basiret önemli unsurlar olduğu bir gerçektir.  

Hayatın teferruatında göz ardı ettiğimiz, basit gibi gördüğümüz gayr-i adil bir tutumumuzun veya kararımızın bedelinin kime ne kadar yansıyabileceğini kestirmemiz çok zor. 

Müminin dünya görüşünde bir olayın muhakemesinde “ empati kurma inceliği” sağlıklı ve adil kararlar almada önemli bir kazanımdır.  

Müminin adalet algısına direkt etki eden bir başka gerçeklik de “ ahirete imandır” Her şeyin hesabının sorulacağı, mahşerin, mizanın varlığı yapmak isteyip de yapamadıklarımızın hesabını vereceğimiz bir Ahiret tasavvuru önemli bir disiplin olarak bizleri kontrol altında tutmaktadır.  

Adalete dair bir hükmün verildiği nihai adres insandır. Binaenaleyh bu adresin tüm şeytani ve nefsanî kirliliklerden, heva-hevesi azdıran ayartıcı güçlerden, intikam duygularından, şartlı önyargılardan ve benzeri tüm marazlardan arınmış olması gerekir.  

Bu arınmayı başarabilecek yegâne imkân ve güç vahiydir.  

Vahyin ve adaletin şahitliğini yapan erdemli kadrolar ancak dünyamızı engizisyonlardan kurtarabilir. İnsanlarımızı tene, cinsiyete, inanca göre kategorik bir sınıf ayrımcılığından, değişik “kast”lara ayırma fitnesinden kurtarabilir.  

Her düşünce ve inanç geleneğinin, başka inanç ve düşüncelere müdahil olmama kaydıyla ona hayat hakkı tanıyan bir yaşamı inşa edebilir.















Yorum ekleYorum ekle
Yorumlar (4)
  • 12 fen d adına / 26 Eylül 2008 11:51

    keşke

    hocam keşke
    -günümüzde ve türkiyede adalet e
    -Hz Muhammed'i n adaletine
    -islam'dan önceki adalete
    de değinseydiniz...
  • ferda Nasıroğlu / 23 Eylül 2008 21:55

    tebrikler

    hocam bizi ayınlattığınız için teşekkür etmek istiyorum yazılarınız çok anlamlı ve süperrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr Allaha emanet olun
  • ayşe şaşmaz / 22 Eylül 2008 15:28

    :)

    sayın hocam bizi aydınlattığınz için allah sizden razı olsun.bu devirde kimsenin adil olduğunu düşünmüyorum.ama sizin gibi değerli insanların geniş bilgilerinden yararlandığımız için biraz daha adil olmaya çalışıyoruz allaha emanet olun tşk
  • münevver akın / 19 Eylül 2008 15:41

    :)

    s.a hocam bu yazınızda diğer yazılarınız gibi güzel tek bişey var bazı kelimeleri anlamakta güçlük çekerek okuyorum :)ama araştırıp öğrenemye çalışıyorum:)




Bu yazarın diğer yazıları






Anket

12 Eylül Referandumunda Oy'unuz Ne Olacak?
  • EVET
  • HAYIR
  • BOYKOT
  • KARARSIZ
Basın ve Yayın Haber Siteleri