Her şeyi özüne döndüren ilahi yasa…Makam ve mevkinin, etiketlerin, statülerin anlamsızlaştığı, tüm imkan, araç, gereç, nüfuz ve insiyatif alanların bittiği, güçlü dostların çaresizleştiği an…
Tanrılaşma hesaplarıyla ömür tüketen tiranların uykularını kaçıran, insanlığın sarsıcı gerçekliği…
Kendimize yakıştıramadığımız ölüm…
Modern insanın, modern ulus devletlerdeki bürokrasi girdabında unutmaya çalıştığı; ama unutamayacağı ölüm…
Başkalarını ölüme yaklaştıran hastalığında empati dürüstlüğünden kaçtığımız, başkalarının telkinini ve defin işlemlerini kendi gerçekliğimizde görme gözü karalığını sergilemekten kurnazca kaçındığımız, mezarları alabildiğince yaşamın dışında tutmaya çalıştığımız günümüzde, ölümü yeniden okumak, modern insan için en anlamlı mürebbidir.
Ölüm adalettir. Eşitliktir. Temizliktir.
Ölümle elveda bütün hayallerimiz, umutlarımız, tutkularımız ve sevdalarımız, elveda tüm dünyevi hesaplarımız, yeteneklerimiz…
Ölümle bir anlamda sünger çekilir tüm kurnazlıklarımıza, içten hesaplı eylemlerimize, ölümle ruhumuz arınır tüm dünyevi kirliliklerden… Hırslarımız sakinleşir.
Ölümle başlar eşit işlemlerimiz… eşit törenlerimiz… eşit vedalaşmalarımız… dinsel ritüellerle uğurlanmalarımız…
Bizim medeniyet geleneğimizde en gözü karaca ölüm soylu bir miras bırakarak, bir kimlik sahibi sıfatıyla bedenin buharlaşmasından önce hayatın birçok alanlarına sahip olduğu mesajla anlam katmasıdır.
Ölüm gerçeğine karşı bizi ölümsüzleştirebilecek tek şey, erdemli yüreklerde iz bırakmaktır ki hayatı anlamlı kılan ameller sekteye uğramasın; zalim bilinsin, mazlumun ahı işitilsin. Alıp verilen her nefesin hesabının sorulacağı sırrına erişilsin. Hayata bereket katmak budur belki de.
Ariel Sharon’un kirli ruhuyla masum Gazeli bir çocuğun arınmışlığının tekabül edebileceği ilahi adalet, ölümle anlam bulabilir.
Gelinlerimizin gelinliği ne kadar iffeti, şeffaflığı, paklığı, yeni, tertemiz bir hayata sayfa açmayı, yeni bir sorumluluğu üstlenmeyi, arınmışlığı temsil ediyorsa, kefenlerimizde arınmışlığımız, rabbimize karşı temiz bir sayfayla çıkışımızın sembolüdür.
Mezar, tüm sadeliği ve ıssızlığıyla acziyetimizi, zavallılığımızı, çaresizliğimizi, bütün dünyevi tüketim damarlarımız kamçılayan kaprislerimize karşı hal diliyle bir haykırıştır.
Defin işlemlerinden sonra okunan telkin, aslında orada boynu bükük eli pençeli duran kitlenin bir anlık mistik ortanda bastırdıkları kurnazlıklarını birkaç saat sonra nasıl kirli eylemlerine dönüştüreceklerine yönelik yapılan önlem mahiyetinde bir mesajdır.
Ölüm üzerine feryad-ı figanların kadınlarımızdan südur olması tabii ve fıtri bir duygudur. Hüznün seslendirilmesidir. Anne veya anne adaylarının yanan yüreklerinin doğal refleksidir. Kadınlarımızın belki de modernizme meydan okumasıdır. Ağlamaktan utanan modern insana karşı bir reddiyedir. Toplumumuzda erkeklerin ağlamaktan utanır hale gelmeleri hayra alamet değildir.
İsyan boyutunda olmamak kaydıyla hüznün ağlamak gibi fıtri bir eylemle dışa vurması kadar tabii bir şey olamaz.
Timsah göz yaşları hariç, göz yaşının daima masum bir hal içerdiği unutulmamalıdır. Öte dünyaya imanla ilgili sıkıntısı olanlar için ölüm, en ürkütücü sondur.
Ölümü içselleştirmenin en temel yolu; imani sabitelerimizle hayatı algılamamızdır. Dünyevileşmeye karşı göstereceğimiz ihlaslı duruşumuzla ancak ölümü selamlayabiliriz.
Kirlenen/ Kirletilen insanlar, birbirlerine ölüm kusan mekanik varlıklara dönüşebilmekte. Vahyin ötelendiği materyalist dünya algısında nesneleştirilen kitleler ve onları kendi ihtiraslarının kurbanı olarak görme çabasında olan egemenler, gezegenimizi bir ölüm tarlasına dönüştürmeye yönelik toplumsal mühendislik hesapları içerisindedirler.
İdealler ve değerler için ödenecek en ağır bedel, ölümdür. Bir müslüman için idealler ve değerler de ancak tevhidle anlam bulur.
Ölümü en iyi okumanın bir boyutu da tarih ilmi üzerinde hikmetle yoğunlaşmak ve düşünme ibadetini/geleneğini ihmal etmemektir.
Dün babalarımız kefenlerini sarık yapıp başlarına sararak yaşarlardı. Dünyevileşen bizler, bugün tarihin en çok ölüm gerçeğiyle yaşamak istemeyenler haline dönüştük.
Müslüman kimliğimizle merhamet yüklü bulutlar gibi gittiğimiz tüm alanlara insanlığın kendine yakışır değerler üzerinden yeniden inşa edilmesi varlık sebebimiz iken; birbirimize ölüm kusan varlıklar durumuna dönüştürüldük.
Bu tehlikeli dönüştürme ameliyesine karşı, vebalsiz omurgalı bir duruş, elçilerin merhameti esas alan mesajlarıyla yüzleşmemizi engelleyen zindanlarımızı aşmaktan geçer. Vesselam.