En kapsamlı özellikler en belirgin haliyle onda;akıl,duygu,sezgi,vicdan,irade…
İnsanın meleki ve hayvani bir özellik kesbetmeye elverişli bir zeminde yaratılması onun sınav alanıyla yakından ilişkili bir durumdur.
Kendisine bir kazanım/bir sermaye olarak bahşedilen nimetleri fıtrata aykırı bir hesapla güç unsuruna dönüştürmesi, kozmik alem için büyük bir fitne durumundadır.Böyle bir durum,insandaki hayvani boyutun meleki boyuta galebe çalmasıdır.Şehvetin iffeti yenmesidir.Kinin merhameti öldürmesidir.Cehaletin hikmeti anlamsızlaştırmasıdır.
İnsandaki yeme,içme,uyuma,üreme gibi özellikler her canlıda olan tabii özelliklerdir..İnsanı diğer canlılardan farklı kılan,ona anlamlı bir kimlik kazandıran ,düşünebilmesi,akledebilmesi ve vicdani muhakemesi gibi dinamiklerdir.
Hiroşima’ya,Nagasaki’ye,Halepçe’ye,Bağdat’a bomba yağdıran ruh hali insanda saklı bulunan hayvani bir ruh halidir.Duaya kalkan bir el ne kadar insandaki meleki boyutun tezahürü ise,zalimi alkışlayan bir el de o kadar insandaki saklı olan hayvani boyutun bir tezahürüdür.Dünyamızı iki büyük dünya savaşına sürükleyip milyonlarca insanın ölümüne,soy kırımlara,toplu mezarlara,tehcir kamplarına sürüklenmelerine neden olan tarihi gerçek,insanda saklı olan meleki boyutunu yitirmiş birkaç nevrotik hastanın hayvani boyutlarının tezahürü olduğu unutulmamalıdır.
İnsan kimliğine güzellik katan ana maya fıtratta saklı olan asli unsurları işlevsel hale getirmekle mümkündür.İnsanın bu asli unsurlarını eşya ile ilişkisinde belirleyici kılmasıdır.Sevebilme,düşünebilme,tahammül edebilme,incelik ve adalet duygusu bunların başında gelir.Değil midir ki, bu asli unsurlara rağmen dinlerin,ideolojilerin,doktorinlerin mesajları anlamsızlaşabilmektedir.
İnsan,fıtrata ve kevni alemdeki sünnetullaha aykırı bir konumda olduğunda “esfel es- safilin”onun için mutlak olur.Ona anlam katan erdemleri hayatın merkezine oturttuğunda “eşref-i malukat” onun için mukadder olur.
20.yy sürecini yaşayan modern insan için en büyük risk,kendisine verilen yetenekleri,şeytani hesaplara uyarak geliştirdiği keskin kurnazlıklarıyla hayatın tadını kaçırmaya yönelik çabalarda kirlenmesidir.
Cemaat olmanın rahmet atmosferinden yoksun bireyler olarak genel gidişattan memnun sadece bireysel durumda olan yığınlar ekinin ve neslin geleceği açısından ürkütücü bir tablo sunmaktadır.
Hayatın her alanına rengini vermede en güçlü imkana sahip olan insanın, terbiyesi,kontrolü ve sorumluluğu oranında hayır ve şerri hissetme gerçeğini yaşayacağımız unutulmamalııdr.
Vahyin terbiyesinden yoksun insanın tarihin her döneminde potansiyel bir fitne olduğu görülmüştür.
İnsan/lık, kendi zindanlarını aşabilecek kadar güçlü yaratılmıştır. Bu zindanlardan kurtuluş,Allah’ın razı olacağı hayatın insanla ünsiyet kurması veya insanın hayatla ünsiyet kurmasıyla başlar.
Değil midir ki,tüm zindanlar (benlik zindanı,mal zindanı,statü zindanı vs.) hayatın bereketine ve estetiğine halel getiriyor.
Siddharta Gautama (Buda) gibi sarayın tüm güzelliklerini,ipek elbiseleri,örüklü bakımlı saçları,ülkenin en güzel kızının koynunu terk ederek bir dilenciyle elbiseleri değiştirmesi,saçlarını traş etmesi netice olarak hayatın doğal kimyasına karışması hakikat arayışında gösterdiği bedel uğruna kendisine zindan gördüğü her şeyden soyutlanma iradesi,modern dava adamlarının (!) ne kadar da ihtiyaç hissettiği bir duruş…
Bir duruş ki kendisiyle ünsiyet kuran,kendisini inşa eden,irade sergileyen,tavır koyan,bedensel hazlara iltifat etmeyen ve her şeyden önce kendisinin farkında olan...
İnsanın,kirli bir damla sudan yaratılıp ve çürüyecek bir cesede dönüşeceği gerçeğinden/kanunundan bir öğüt çıkarabilmesi,kendisini ve yaşamını iyi tarif eden bu iki nokta üzerinde yoğunlaşıp ibret alması durumunda insanı modernizmin tüm ayartıcı ortam ve şartlarına karşı “terbiye edilme” gerçeğiyle yüzleştirebilecek bir yasa olduğu görülecektir.
Vahyin en ağır yükünü /sorumluluğunu üstlenen insanın hayır üzerine bir hayat inşa etmesi kendisinde saklı olan erdemlere sahip çıkmasıyla mümkündür.
Hayatın detaylarına estetiği katan da insandır.Dünyayı cehenneme çevirecek kadar çekilmez hale getiren de insandır.
Çağımızdaki insan kirliliği gerçeği,yaşamımızdaki endişe merkezli amellerimizin ibadet boyutunda kalmasını engelleyen en tehlikeli toplumsal gerçekliktir.
İslamın dünya görüşünde en değerli insan Allah’tan en çok korkan insandır.Bu korkunun özünde bağlılık var,sadakat var,ilke var,fedakarlık var,mertlik var,cesaret var.Yani takvalı insan demek,en sade ifadeyle “adam gibi adam olmak”tır.Her hesapta,her süreçte ve her alanda…
İnsanla ilgili “adam gibi adam” sorunu görünürde insanlığın en büyük sorunlarından birisidir.Kalleşliğin,nankörlüğün ve ihanetin çok tabii bir davranış gibi algılanır hale gelmesi bunun en somut göstergesidir.
İnsanın kimyasını bozmaya yeminli ifsat edici zebaniler “kalite” sorunuyla bizleri kötü vurmakta.Fitne odaklarıyla /hesaplarıyla en hassas damarlarımızdan sorunlar sarmalına bizleri itmektedirler;materyelist ve seküler eğitim felsefeleriyle…menfaat-şehvet-rehavet eksenli bir dünya algısı dayatma çabalarıyla …
Bütün bu toplumsal gerçeğimiz bizi İsa (as)’ın “Benim yol arkadaşlarım nerede?” endişesinden ve hak ve adalet direnişindeki yol azığımıza halel getirecek bir ümitsizliğe sürüklememelidir.Unutulmamalı ki vahiy her çağda öğreticidir.Ve insanın ondan beslenmesiyle hayatımız mübarekleşecektir.