1.50
1.93
60,981
Şefik SEVİM

DÜŞÜNCE UFKU

Şefik SEVİM


29 Eylül 2009
font boyutu küçülsün büyüsün

Merhamet


Besmeledeki anahtar iki sözcüğün özü… Medeniyetimizdeki ilişkilere, infaka, sanata,mimariye yansıyan incelik…Medeniyetimizde kervansaraylarla, aşevleriyle, darüşşafakalarla mücessemleşen duygu dünyamızın izharı…Allah’ın vasfı…

 

Sıla-i rahim geleneğimizin mayası… İçinde sevgiyi, mütevaziliği, duyarlılığı ve çabayı barındıran yüce bir duygu…

 

Kurnaz modern insanın istismarının mağduru olmaya müsait bir duygu…Muhatabını ve zemini yakaladığında da bereketli ve sarsıcı bir mesaj…

 

Yaşadığımız dünya hayatını nimete dönüştürmek fıtri olan bazı değerleri, güzellikleri ve incelikleri eyleme dökmekle mümkündür.

 

Bu değerler, güzellikler ve incelikler sünnetullahın da bir gereğidir. Bu değerler ve incelikler, eşyaya, ilişkilere anlam kattığı,gibi insanı da makul bir zeminde tutan, insana bir kimlik bir hüviyet kazandıran dinamiklerdir.

 

Merhamet, arızi olan tüm cahili düzeysizliklerden arındırabilecek kadar keyfiyeti özünde muhtevidir.

 

Kalpsiz bir dünyada ekinimizi ve neslimizi ifsad edicilerin şerrinden koruyabilmenin tek teminatı, mübarek elçilerin ve salihlerin vahyi terbiye ile mücessemleşen modelliklerini/örnekliklerini yaşama iradesini gösterebilmektir.

 

Merhametin merkeze alındığı bir dünya algısı, talancılığı, işgali reddeder. Hak ve adaleti esas alır.

 

Merhamet, Sadece bakan değil, gören göz olur. Basiretle görür. Hikmetle okur, mesajını alır, pratiğinde ispatlar…

 

Sabah simitçilerini fark etmektir merhamet… Sabah erken saatlerde çöp konteylerini karıştıranların ruh dünyalarını okuyabilmektir. Onların ev halkının duygularına kendimizi katabilmektir.

 

Eşlerimizin sütçü teyzelerimizle kurmaları gereken müşfik iletişimdeki ruhtur…

 

Yaşadığı ülkede en cazip statü ve imkânlar sağlanmasına rağmen soylu endişelerle sömürgeleştirilen Afrika’nın en gidilmez noktalarındaki mazlumların katarakt ameliyatını yapan erdemli doktorlarımızın parmak uçlarında saklıdır merhamet…”

 

“Emekçinin hakkını, alnındaki teri kurumadan veriniz” güzel sözün güzel sahibini anlayabilmektir merhamet…

 

Vatandaşın şapkasını çıkarıp göğsünde tutarak odasına girdiği devlet baba memurunun/idarecisinin/ bürokratının incelik ve kabalık açısından riskli sınav alanıdır merhamet…

 

Ne yazık ki, hayatı “lay lay lom” gören hormonlu gençlik, modern toplumlardaki mekanikleşen ilişkilere karşın, merhametin toplumsal ilişkilerimiz açısından ne kadar hayati bir harç olduğunu anlamakta acizdir.

 

Teslim etmeliyiz ki, zaman ve imkan zengini/ müsrifi ; fakat merhamet yoksuluyuz.

“cemaatte rahmet vardır” sözünün tam müteradifi, merhameti öldüren gerçekliğimiz: Bireyselliktir…

 

Uyarıcılara en fazla ihtiyaç hissettiğimiz bir çağda, uyarıcıları kabul etmeyen mustağni duruşumuz, aramızdaki merhameti eyleme dökücü hikmetli ortamı da etkilemekte.

 

Televole kültürü toplum olarak altımız oymakla yetinmeyip, merhametle yaşaması gereken ruhumuzu da öldürdü. Laik/ seküler doğmalarla ruhumuz desteksiz yaşamaya mahkum edilmekte.

 

Hırs ve ihanet, kadim semavi dinlerdeki merhamet olgusunu öldürmek için yetti.

Eğer Musevilik teolojisindeki “ öldürmeyeceksin” kutsal emrindeki merhamet içerikli mesaj iyi okunabilseydi, Sabra, Şatilla, Deyir Yasin ve Gazze katliamları olmayacaktı,

 

Kilise, İsa Mesih’in Romalı yöneticilerle ilgili yürek dünyasındaki merhamet zenginliğini iyi okumuş olsaydı, Vietnam’da öldürülen 4 milyon insanın kanının, malının ve ırzının haysiyetini koruma noktasında sessiz/ tepkisiz kalmazdı.

 

Eğer Emevioğulları, son mübarek elçinin Mekke fethindeki on bin kişilik muzaffer ordusuyla gösterdiği iffet, merhamet ve mütevaziliği kavramış olsalardı, çok kısa bir sürede ümmetin saygınlığını günümüze kadar sarsabilecek bir fitne sürecinin tarihsel müsebbibi durumuna düşmezlerdi.

….

Merhametimiz, iyi niyet istismarcılarına gün doğurmamalı…

Merhametimiz, değerlerimizi ve ilkelerimizi bize yedirmemeli…

Merhametimiz, Allah’ın merhametine halel getirmemeli...

Merhametimiz, mümince ölçüleri, çerçeveleri ve çizgileri buharlaştırmamalı…

Merhametimiz, basiret sermayemizi köreltmemeli…

 

Merhamet sınavının verileceği en sağlıklı adres, sokaktır, halktır. Sırça saraylarımızda, sanal dünyalarımızda merhamet edebiyatı yapmak abesle iştiğaldir.

 

İnsanlığın başına musallat olan  çağdaş tiranların tarihteki en büyük ihaneti, keyfi ihtirasları sonucunda çıkardıkları büyük dünya savaşlarıyla oluşturulan toplumsal travmalar, ihanetler, güven bunalımları, masa başı işgal senaryolarıyla  hortlatılan kavmiyetçilik, şekillendirilen beşeri sistemler, merhamet başta olmak üzere, bütün fıtri güzelliklerimizi öldürdü.

 

Çocuklarımızın onları bilinçle lanetlemesi için, birbirimize bir avuç merhameti esirgememeliyiz. Değerlerimizin özünde saklı duran ve çok basit bir duyarlılıkla bir mesaja dönüştürebileceğimiz inceliklerle hayata anlam katmalıyız.

 

Merhamet kavramını dini hayat ve muktesebattan çekip aldığımızda geriye bir şeyin kalmayacağı görülmelidir. Zekâtı, infakı, fitreyi, kefaretleri, sadakayı, yetim-hasta ziyaretlerini, oruç ibadetinin arka planındaki yokluğu ve sıkıntıyı hissetme, paylaşabilme ve neticede merhametli olmayı gerektirebilme gerçeğini İslam gibi bir evrensel dinden çekip aldığımızda sadece sembolik değerlerin kalacağı gerçeğini iyi okumalıyız.

 

Merhamet damarımızın kurumaması için eşlerimizle çocuklarımızla akıl hastaneleri, çocuk esirgeme kurumları ve güçsüzler yurdunu ziyaret etmeyi rütinleştiren bir anlayışı acilen gelenekleştirebilmeliyiz.

 

 Vesselam…















Yorum ekleYorum ekle
Yorumlar (8)
  • Cahit Çekmen / 19 Ekim 2009 11:44

    Nereye sürükleniyoruz. Bilen var mı?

    Toplum olarak derdimizi dile getiren güzel yorumlarından dolayı Şefik beye teşekkür ediyorum. Evet bir sorun varsa bunun tüm boyutları masaya yatırılmalı. Eskiden toplumu sıkıntıya sokan her sorun bir şekilde inanç ve örf değerleri gereği orta bir yol bulunur ve yine yardımlaşarak çözüme kavuşturulurdu. Fakat modern insan yaradılışıdaki ruhu inkar ederek çamura yatmaya ve özünden uzaklaşmaya başladı. Artık onun için, kendinin dışında bir nasih(nasihat edici) kalmadı, bireyselleşti yanlızlaştı. Kendi iç aleminde toplumu temsil eder duruma geldi ve kendi kendine yeter oldu. Görselleşti, sembolleşti okadar meşgul ki hiçbir şeye vakti kalmadı. Yüksek gürültülü ortamlar, yüksek müzik kalabalık ortamlar, alış-veriş kendinin dışında ceryan eden dünyalarda oldukça mutluluğu arttı. Kendine döner ve iç alemindeki vicdaının sesine kulak verecek olursa acı çekecekti. Kendine dönmemek için elinden geldikçe kendi özmayasının yönlendirmelerinden kaçlmalıydı. Ve işte böylece bu insan git gide zalimleşti. İnsanın olabileceği en kötü hal zalimleşmesi olmalı. Değişen dünya ve modernizm saplantıları oluşan bu yeni insan modeli; ne geçmişi ne inanç değerleri ve ne de örf değerleriyle bir işi yoktu. Tüm dünyanın kendi etrafında döndüğüne, her şeyi kendisini memnun olması için yaratıldığı düşüncesiyle İsrailoğullarını bile hayrete düşürecek bir müstağnilikle övünen bir insan modeli günümüz modernitesi sayesinde oluştu. Şefkat ve Merhamet gibi insanı insan yapan değerler günümüzde risk altında. Anasını babasını kesen doğrayan, evladını acımadan öldüren insanlar bu çağda oluştu. Bu sese kulak verelim ve zalimlerden olmayalım.
  • Ö.Gültekin / 12 Ekim 2009 15:00

    İnsanı insan kılan....

    Merhametten yoksun bırakılmış çölyürekler dünyasında insan olmaklığımızın önemli vasfını bize hatırlatmakla iyilik ettiniz bize... insani sermayemizi tüketen modern zamanın bu hırdavat medeniyetine galip gelmenin yegane yolu insani vasıfların merkezi olan yüreklerimize sevgi, şefkat ve merhamet ekerek yalnızlık, yokluk ve yoksunluktan kurtulmanın mümkün olabileceğine kanaatkarım. Katkısı olan her zat-ı muhteri şahsında kutluyorum. Allah yar ve yardımcınız olsun... Selam ve dua ile...
  • biri / 3 Ekim 2009 18:09

    harikasınız

    bana göre mükemmel bir yazı.
  • Osman ŞAŞMAZ / 1 Ekim 2009 18:08

    KAYBEDİLEN DUYGU

    HOCAM ÇOK GÜZEL YAZMIŞSINIZ UMARIM YÜREGİNİZDE OLAN BU GÜZEL MERHAMET DUYGUSU BUYAZIYI OKUYAN BÜTÜN İNSANLARI Bİ NEBZE OLSUN ETKİLEMİŞTİR GÜZEL YÜREĞİNİZE SAĞLIK
  • hamza / 1 Ekim 2009 16:47

    insan hakları

    hocam ben bi sey merak ediyorum lütfen ben düşündüm ama cevabını bulamadım insan hakları mahkemesi denilen bi kuruluş var maksadı savaşları engellemek ama israil gazze şeridini işkal ederken nerdeydi bu kuruluş ve daha ismini şimdi hatırmaladığım bir çok kuruluş o zaman nerdeydiler ve neden israili durdurmak için bir şey yapmadılar lütfen hocam bu sorumu cevaplayın çok merak ediyorum yoksa bu kuruluş sadece sözdemi insan haklarını savunuyorlar?
  • hamza alban / 1 Ekim 2009 16:16

    merhamet

    hocam ben sizin düşüncelerinizi beğeniyorum ama süzün gibi düşünen hocalarımız olmazsından büyük bir gurur duydum yazınızı okuduktan sonra sizin öğrenciniz olan hamza
  • münevver / 30 Eylül 2009 15:23

    malesef bu zamanda merhamet duygusu olan çok az insan var.
  • emrullah dal / 30 Eylül 2009 15:19

    Dilinize yüreğinize sağlık...

    feyz almak ifadesinin canlı örneği bu olsagerek....Hocam yüreğiniz sağlık, çok hissederek yazmışsınız ki aynı hissiyatla yüreğimize yansıdı...




Bu yazarın diğer yazıları






Anket

12 Eylül Referandumunda Oy'unuz Ne Olacak?
  • EVET
  • HAYIR
  • BOYKOT
  • KARARSIZ
Basın ve Yayın Haber Siteleri