Besmeledeki anahtar iki sözcüğün özü… Medeniyetimizdeki ilişkilere, infaka, sanata,mimariye yansıyan incelik…Medeniyetimizde kervansaraylarla, aşevleriyle, darüşşafakalarla mücessemleşen duygu dünyamızın izharı…Allah’ın vasfı…
Sıla-i rahim geleneğimizin mayası… İçinde sevgiyi, mütevaziliği, duyarlılığı ve çabayı barındıran yüce bir duygu…
Kurnaz modern insanın istismarının mağduru olmaya müsait bir duygu…Muhatabını ve zemini yakaladığında da bereketli ve sarsıcı bir mesaj…
Yaşadığımız dünya hayatını nimete dönüştürmek fıtri olan bazı değerleri, güzellikleri ve incelikleri eyleme dökmekle mümkündür.
Bu değerler, güzellikler ve incelikler sünnetullahın da bir gereğidir. Bu değerler ve incelikler, eşyaya, ilişkilere anlam kattığı,gibi insanı da makul bir zeminde tutan, insana bir kimlik bir hüviyet kazandıran dinamiklerdir.
Merhamet, arızi olan tüm cahili düzeysizliklerden arındırabilecek kadar keyfiyeti özünde muhtevidir.
Kalpsiz bir dünyada ekinimizi ve neslimizi ifsad edicilerin şerrinden koruyabilmenin tek teminatı, mübarek elçilerin ve salihlerin vahyi terbiye ile mücessemleşen modelliklerini/örnekliklerini yaşama iradesini gösterebilmektir.
Merhametin merkeze alındığı bir dünya algısı, talancılığı, işgali reddeder. Hak ve adaleti esas alır.
Merhamet, Sadece bakan değil, gören göz olur. Basiretle görür. Hikmetle okur, mesajını alır, pratiğinde ispatlar…
Sabah simitçilerini fark etmektir merhamet… Sabah erken saatlerde çöp konteylerini karıştıranların ruh dünyalarını okuyabilmektir. Onların ev halkının duygularına kendimizi katabilmektir.
Eşlerimizin sütçü teyzelerimizle kurmaları gereken müşfik iletişimdeki ruhtur…
Yaşadığı ülkede en cazip statü ve imkânlar sağlanmasına rağmen soylu endişelerle sömürgeleştirilen Afrika’nın en gidilmez noktalarındaki mazlumların katarakt ameliyatını yapan erdemli doktorlarımızın parmak uçlarında saklıdır merhamet…”
“Emekçinin hakkını, alnındaki teri kurumadan veriniz” güzel sözün güzel sahibini anlayabilmektir merhamet…
Vatandaşın şapkasını çıkarıp göğsünde tutarak odasına girdiği devlet baba memurunun/idarecisinin/ bürokratının incelik ve kabalık açısından riskli sınav alanıdır merhamet…
Ne yazık ki, hayatı “lay lay lom” gören hormonlu gençlik, modern toplumlardaki mekanikleşen ilişkilere karşın, merhametin toplumsal ilişkilerimiz açısından ne kadar hayati bir harç olduğunu anlamakta acizdir.
Teslim etmeliyiz ki, zaman ve imkan zengini/ müsrifi ; fakat merhamet yoksuluyuz.
“cemaatte rahmet vardır” sözünün tam müteradifi, merhameti öldüren gerçekliğimiz: Bireyselliktir…
Uyarıcılara en fazla ihtiyaç hissettiğimiz bir çağda, uyarıcıları kabul etmeyen mustağni duruşumuz, aramızdaki merhameti eyleme dökücü hikmetli ortamı da etkilemekte.
Televole kültürü toplum olarak altımız oymakla yetinmeyip, merhametle yaşaması gereken ruhumuzu da öldürdü. Laik/ seküler doğmalarla ruhumuz desteksiz yaşamaya mahkum edilmekte.
Hırs ve ihanet, kadim semavi dinlerdeki merhamet olgusunu öldürmek için yetti.
Eğer Musevilik teolojisindeki “ öldürmeyeceksin” kutsal emrindeki merhamet içerikli mesaj iyi okunabilseydi, Sabra, Şatilla, Deyir Yasin ve Gazze katliamları olmayacaktı,
Kilise, İsa Mesih’in Romalı yöneticilerle ilgili yürek dünyasındaki merhamet zenginliğini iyi okumuş olsaydı, Vietnam’da öldürülen 4 milyon insanın kanının, malının ve ırzının haysiyetini koruma noktasında sessiz/ tepkisiz kalmazdı.
Eğer Emevioğulları, son mübarek elçinin Mekke fethindeki on bin kişilik muzaffer ordusuyla gösterdiği iffet, merhamet ve mütevaziliği kavramış olsalardı, çok kısa bir sürede ümmetin saygınlığını günümüze kadar sarsabilecek bir fitne sürecinin tarihsel müsebbibi durumuna düşmezlerdi.
….
Merhametimiz, iyi niyet istismarcılarına gün doğurmamalı…
Merhametimiz, değerlerimizi ve ilkelerimizi bize yedirmemeli…
Merhametimiz, Allah’ın merhametine halel getirmemeli...
Merhametimiz, mümince ölçüleri, çerçeveleri ve çizgileri buharlaştırmamalı…
Merhametimiz, basiret sermayemizi köreltmemeli…
Merhamet sınavının verileceği en sağlıklı adres, sokaktır, halktır. Sırça saraylarımızda, sanal dünyalarımızda merhamet edebiyatı yapmak abesle iştiğaldir.
İnsanlığın başına musallat olan çağdaş tiranların tarihteki en büyük ihaneti, keyfi ihtirasları sonucunda çıkardıkları büyük dünya savaşlarıyla oluşturulan toplumsal travmalar, ihanetler, güven bunalımları, masa başı işgal senaryolarıyla hortlatılan kavmiyetçilik, şekillendirilen beşeri sistemler, merhamet başta olmak üzere, bütün fıtri güzelliklerimizi öldürdü.
Çocuklarımızın onları bilinçle lanetlemesi için, birbirimize bir avuç merhameti esirgememeliyiz. Değerlerimizin özünde saklı duran ve çok basit bir duyarlılıkla bir mesaja dönüştürebileceğimiz inceliklerle hayata anlam katmalıyız.
Merhamet kavramını dini hayat ve muktesebattan çekip aldığımızda geriye bir şeyin kalmayacağı görülmelidir. Zekâtı, infakı, fitreyi, kefaretleri, sadakayı, yetim-hasta ziyaretlerini, oruç ibadetinin arka planındaki yokluğu ve sıkıntıyı hissetme, paylaşabilme ve neticede merhametli olmayı gerektirebilme gerçeğini İslam gibi bir evrensel dinden çekip aldığımızda sadece sembolik değerlerin kalacağı gerçeğini iyi okumalıyız.
Merhamet damarımızın kurumaması için eşlerimizle çocuklarımızla akıl hastaneleri, çocuk esirgeme kurumları ve güçsüzler yurdunu ziyaret etmeyi rütinleştiren bir anlayışı acilen gelenekleştirebilmeliyiz.
Vesselam…