Ramazanın kelime anlamı, güz yağmuru, toprağın kokusuna karışan yağmur…
Tüm kirlilikleri giderip hayata canlılık katan yağmur…
Kuran ‘ı doğuran ay… Yani Kuran ayı… Kuran ile dirilme ayı…
Evrensel bir dinin, sadece bir emir kipiyle kendi kutsallarını ve bu kutsala dair kırmızı çizgilerini kitlelerin toplumsal yaşamına nasıl maya olarak çaldığının gözle görülür muhteşem pratiği…
Ramazan, ilahi bir gündem…
Muhasebe ayı…
Diriliş ayı…
Donanım ayı…
Konforumuzun çizilmesi gereken ay…
Açlığın, susuzluğun, yokluğun sosyolojisinin iyi okunması gereken ay…
İtikâf ayı…
Yani bizi sarmalayan, hesaplarımızdan, telaşlarımızdan soyutlanıp, kendimizi inşaya yönelik Rabbimizle ilişkilerimizi gözden geçirme ayı…
Teravih ayı, yani secde ve rukülarda yoğunlaşma, kendi miracımızı yakalama ayı… Omuz omuza dik duruşun ayı…
Geleneksel din anlayışını sorgulama fırsatının oluştuğu ay…
Kurana rağmen tarihsel süreç içerisinde kemikleşen tabularımızı Kur’an üzerinde yoğunlaşarak yıkabilme basiretini yakalamamız gereken ay…
“Ruhun beslenmesi için bedenin aç bırakıldığı ay…”
“Beslenme festivaline dönüştürmemiz gereken imkan ve fırsatlar ayı..”
Törstleşen muhafazakâr sermayedarların çevrelerindeki yoksul kardeşleriyle hangi düzeyde bir yürek trafiği oluşturduklarını sorgulamaları gereken takvim…
İnsanla beraber malın da arınmasını sağlayan infaka müsait duygu zenginliğinin yaşandığı on iki ayın en farklı ayı…
Güney kent veya seyitler mahallesindeki yoksul bir kardeşimizin sofrasına gitmek veya onu soframıza alma gibi en katıksız duygularımızı tetikleyen bir imkân takvimidir Ramazan…
Tok müteahidimizi aç tinerci çocuklarımızla bir iftar çadırında buluşturan karmaşık duyguların, karmaşık dünyaların çatıştığı ve barıştığı anlar…
Aziz İslam’ı “kandil kutlamacılık” anlayışına dayalı din algısından kurtarıp, belli gün, gece ve aylara hasredilen Müslümanlığın son ikiyüz yıllık bir geçmişle yerleşik bir kültüre dönüşen tüm bid’at ve hurafelerden arındırılmış tevhidi bir dünya görüşü ile ancak güz mevsimi yağmurunun anlam dünyasını yakalayabiliriz. Tevhidi dünya görüşü sermayemizle ancak tüm cahili düşüncelerden, ırkçılıktan, kavmiyetçilikten, tencilikten, cinsiyetçilikten, beşeri sistemlerin ruhları köleleştiren kirli yapılarından azade olabilir, arınabiliriz.
Ramazan ayı bize geceyi ve gündüzü tüm anlamıyla getirmiştir. Namazları, şükürleri, hamdleri getirmiştir. Rızkı , rızk düşüncesini, tevekkülü getirmiştir. Nimet fikrine erdirmiştir bizi.
Sezai Karakoç’un ifadesiyle, “oruç, ruhun madde üzerindeki zaferini ilan için verdiği savaşın adıdır.”
Aliya İzzat Begoviç orucu şöyle tanımlar:
“Oruç münhasıran insani bir seçimdir;sadece insanlara özgüdür.Hayvanlar da yiyecek yer;fakat insanlar oruç tutar.Oruç,insanla hayvan arasındaki farkı açıkça ortaya koyar.Yeme,bir zorlamaya,bir tabiat kanununa uyarak yapılır.Oruç ise iradenin en yüksek ifadesidir;bir özgürlük fiilidir.Orucun en büyük anlamı herhangi bir tıbi sebepten ziyade bu özgürlüktür.”
Mustafa İslamoğlu, Ramazanın ruhunu şu tespitiyle açıklar: “ Oruç tutmakla iş bitmemektedir, asıl yapılması gereken orucun başını dik tutmaktır. Orucun başı haram yiyerek beslenen haramzadelere ve haramilere inat, bu ülkede helalin, hakkın, adaletin ısrarlı temsilcisi olmakla dik tutulur. Haramilerin gasbettiği bu ülkenin öz kaynaklarının , gaspların elinden alınarak mustazaflara iade etme azminin orucun tamamlayıcı bir boyutu olduğuna inanarak dik tutulur.”
Toplumsal çürümüşlüğe karşı kendimizin bilincinde olmanın atmosferine hicret etmek durumundayız. Ramazan böyle bir hicret için bulunmaz bir “Hira” dır…
Ramazan, ulusal kategorik tüm tanımlamaları aşan, etnisiteyi aşan, asabiyete dair tüm sınır ve çerçeveleri zorlayan evrensel bir yürek trafiğini oluşturur ruh dünyamızda… Yüreğimizin bir parçası Kabildedir bazen, bazen Bağdat’ta, İstanbul’da, Diyarbakır’da, bazen Bosna da, Çakarta’da, bazen Mogadişu da…
Hangi bin yıl süreceği iddiasında olan 28 Şubat süreçleri atmosferi, hangi Bolşevik ihtilallerin yaydığı materyalist dalgaların zehirli atmosferleri, hangi BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) bağlantılı şeytani desise ve projelerin mali ve teknik gücü, hayatın ruhuna anlam katan/ maya çalan yüz milyonlarla irade sınavı veren, omuz omuza teravihe duran, duaya kalkan, dünyada gündem oluşturan bu manevi atmosferin önünde durabilir? Arınmaya karar vermiş toplumsal bir iradeyi çözebilir?
Koku salan hangi çöplük, güz yağmurunun toprakla temasından fışkıran soylu kokuyu bastırabilir, onun bereketini buharlaştırabilir?
Hakkaniyeti görebilme iradesinde olan hangi basiretli bakış, çocuklarımızın bayramın habercisi olan Ramazan’ı adam gibi içselleştirdiğini görmemezlikten gelebilir, bu çocuklarımızın her bir bedelin bir nimeti doğurabileceği ilahi yasayı müdrik olmadıklarını söyleyebilir…
….Ve beden ve ruhla mücessem hangi varlık, bayram sabahının muhteşem atmosferinin medeniyetimizdeki anlam dünyasını tanımamazlıktan gelebilir?
Vesselam…