Kutsal metinlerin hayatı anlamlandırma çabalarında hedefledikleri anahtar bir kavram...
Hayatımızda ancak onunla haz alabileceğimiz olmazsa olmaz kavramlarımızdan biri...
Gittikçe yitirdiğimiz yitirdikçe küçüleceğimiz bir süreci bize kaçınılmaz kılan vaki halimiz...
Elçilerin merkeze aldıkları önemli bir gündem...
"Bir şeye hakkını vermekle" orantılı anlam kazanan önemli bir sorunumuz...
İş, insan, eşya,ilişkiler gibi değişik alan ve zeminlerde karşımıza çıkıp mide bulandırıcı bir
düzeyde bize rahatsızlık veren ve gittikçe kanıksayacağımız gibi görünen toplumsal bir problem...
İlk okuyuş ve algılayışta mekanik bir kavram yanılgısını hissettirmeye müsait bir kelime...
İş, eşya, ürün ve sosyal hayatta bire bir yaşadığımız kalite sorunu, tamamiyle insan kalitesi(zliği)nin ürünü insanın ruh dünyasında yüce değerlerin yerine fıtrata, sünnetullaha aykırı sosyal erdemleri (adalet,dürüstlük,hakkaniyet,vicdan vs...) öteleyen bir algı ve yaşam felsefesinin yerleşik hale gelmesiyle başlayan bir sürecin ürünü...
Dünyevi hırsın neticeleri olan daha fazla kazanç, statü kazanma, egoları tatmin etme, kurnazlık,kibir gibi gerçeklikler, sosyal yaşamın tadını kazçıracak kadar hayatımızı kalitesizleştirmeye (keyfiyeti mündemiç değerlerden yoksunlaştırmaya) başlamıştır.
İsrailoğullarındaki insani anlamdaki kalite sorunu, Musa ve Harun (as) nin mesajlarının hayatiyet bulmasının önünde nasıl engel teşkil ettiği, Kur'an-ı Kerim'in konuyu diyalojik bir temayla işlemesinden anlıyoruz.
Hristiyanlık öğretisinde Pavlusla beraber başlayan kalite sorununun Modern Batıyı evrensel ahlaki ilke ve değerler açısından nasıl bir ateşin çukuruna ittiğini hepimiz görebiliyoruz.
Kalite sorunu her ne kadar "insan" unsuru ile ilgili kadim bir sorunsa da, bu sorunun daha vahim bir boyutta daha kalıcı etkilerine bağlı olarak belli tarihi süreçleri bir kırılma noktası olarak kabul etmemiz gerekir.
Ümmetin kalite ile ilgili sınavı belirgin olarak Emevilerle başladığını teslim etmek zorundayız.
Bugün kalite sorunu ile bizleri yüzleştiren en temel toplumsal gerçekliğimiz, hakkaniyeti ifade eden dinamiklerimizden kopuşumuzdur.Bilgi kirliliğinin yarattığı "ukelalık", egemen güçlerin zorba politikaların neticesi dalga dalga büyüyen münafıklık, bireyselciliğin sonucu olan kontrol dışılık, salih uyarıcılarımızın yokluğu, helal rızıkla besleme/ beslenme duyarlılığındaki annelerimizin eksikliği, müminlerin batıldan rahatsız olmama haleti ruhiyesi, doğal beslenme imkanlarından mahrum oluşumuz, toplumsal hayatımızda kalite sorunu yaşamamızda belirleyici unsurlar olduğu unutulmamalıdır.
Modern yaşamın beraberinde getirdiği sahici olmayan ilişki tarzı, ürkütücü boyutta kalite sorununu da beraberinde getirmiştir.Vahyi değerlerin kamusal bir işleyiş ve disiplin içinde insanı terbiye etmiyor olması,insanda kalite sorununu derinleştirme sürecini başlatmıştır.
İnsanda kalite sorunu çok doğal olarak hayatın tüm işleyişine yansıyabilmekte, sahtekarlık bir meziyete dönüşmekte, kitleler ruhları boşaltılmış mücessem kalıplara dönüşmekte, ticari ahlak çözmekte, mükerrerleşen yanılgılarımız yenilgilerimizi beslemekte.Bu kaçınılmaz sonuç, ıslah çabalarını ibadet bilen müminleri endişelendirdiği kadar, güven bunalımından beslenen yoplum mühendisliğine soyunan müfsidleri de mutlu kılmaktadır.
Vahiyden uzaklaşmayla orantılı gelişen insandaki kalitenin düşüşü, hayra dair yapılması gereken amelleri ifa etme iddiasında olan salih şahsiyetlerin çabalarının bereketini kaçırmakta.
Fiziki estetiğe kadar yansımakta kalite sorunumuz.Güven bunalımı oluşturma,güven sorunu da abartılı bürokrasiyi yaratmakta, abartılı bürokrasi de bugün bizim için en büyük sarmala dönüşmüş durumda.
Kalite sorunumuz, her birimizin yaptığı yığınla kirliliği meşrulaştırıcı bir mantıksal fantaziye sürüklemekte bizi...
Bu mantıksal fantazilerimiz de gün be gün tadımızı kaçırdığı kesin.
Kalite sorunumuzda ilişkiler ağımız, adalet ve erdemi değil menfaat eksenli bir ilişkiye dayalıdır.
Kalite sorunumuz, bizi kadim/soylu/mübarek, bedele dayalı olan sılah-i rahimden koparıp, sezonluk çıkarılara dayalı bir zemine doğru sürüklemektedir.
Kalite sorununun hayatımızın her alanına yansımış olma hali, toplumsal psikolojimizi bozmakta.
Kendimize ait olanın gittikçe buharlaşması,( sosyal hayatımızdan çıkması)iş ve aşımızı da kalitesizleştirmektedir.
Kapitalist tüketim anlayışını tetikleyen özellikle reklam vs... unsurlar sosyal hayatımızda kalitenin düşmesinde etkileyici unsurlardır.
İdealsiz toplumlar, "kalite"sorununda sınavı geçemeyen toplumlardır.Cahili kültür ve anlayışların ve onu süsleyen çağdaş bid'at ve hurafelerin, kişi fetişizminin, katı ideolojik şartlanmışlıkların yaygın olduğu toplumların kendi kalitelerini ölçüp daha erdemli bir toplum oluşturabilme şansları yoktur.
Kendi kalitemizi tespit ve değerlendirmeye dair bir hesap içerisinde olma ve bunun üzerine yarınımızı inşa etmenin yolu içimizde saklı olan dinamikleri vahiy terbiyeden geçirmekle başlar.
Bizleri kalitesizleştirmeye yönelik emperyal projelere karşı Allah'a dayanan bir nesil yetiştirme, fıtratımızla barışık yaşama nimetini müdrik bir basiretten geçer.
Vesselam...