İnsana biçilen ömür sürecinin baharı…
Kışın bitimi; yazın başlangıcı…
İnsanın amellerinin , söylemlerinin ve tasavvurlarının hesabını vermek zorunda kaldığı
sürece atılan ilk adım…
İlahi ve beşeri hukukta sorumluluk yaşı…
Yaşamın, zaman ve olayların ruhu ile riskleri, nimetleri ve hüzünleriyle, ihanet ve sadakatiyle insana bir kıvam verme olarak tanımlanabilecek tecrübeden yoksun zaman dilimi…
“Ekmek elden su gölden” hesabının bitiminin son demleri…
Modern toplumlarda popüler kültür avcıları için bakir bir alan…
İradenin, duyguların gölgesinde kalma riskini taşıdığı süreç…
Kapitalist tüketim anlayışının ürünlerini pazarlamada en uygun malzeme olarak gördüğü gizli potansiyel…
Bir ülkenin “gelişmişliğe aday” olmada neredeyse ölçü olarak alınması gerekirken çağdaş ifsad ediciler tarafından mekanik bir varlığa dönüştürülüp ürkütücü hale getirilen kitle…
İdeallerin üzerinden en güzel anlam bulabileceği, kutsallara en gözü karaca bağlanılabileceği dönem…(iman etmenin Mus’abcası yani…)
Fiziki güzelliğin kendini sergilemesiyle insan olarak kendi gerçekliğimizi görememe yanılgısına düşebileceğimiz kaygan bir dönem…
Duyguların en kırılgan olduğu bir zemin…
Modernist çürümüşlüğe inat, saf aşkların hayatın estetiğini yaşama adına hayatın damarlarında usulca kendine kulvar bulma arayışının olduğu dönem…
En hayati kararların alındığı / alınmak zorunda kalındığı hayati bir dönüm noktası…
Ölümde bile insanı daha fazla ölümsüzleştirme duygusunun hakim olduğu yaş grubu...
Az gelişmiş ülkelerin ucuz istihdam alanlarının vazgeçilmezleri…
Çağdaş modern toplumlarda ruhu aç bırakılan büyük potansiyel…
Dershane önlerinde, stadyumlarda, konser salonlarında ne kadar geleceğimizin teminatı olmalarında bizleri kafa karışıklığına sürükleyen modern toplumların en dikkat çekici kitlesi…
Cahili anlayışlarla fıtrata aykırı zemine doğru kandırılmaya çalışılan ve kandırılmanın farkında bile olmayacak kadar kutsallarından uzaklaştırılmaya çalışılan parçalarımız…
Modern çağdaş toplumlardaki bu yakıcı gerçekliğimize rağmen, tarihsel süreç içerisinde gençlik,bazen içinde taşıdığı dinamikleri vahye ve fıtrata dayandırarak, bütün risk alanlarını aşıp bazen Firavunun sarayında genç bir Musa, bazen İsrailoğullarının sinsi dedikodularına karşı iffetli bir Meryem sıfatıyla istisnai bir kimlik olarak karşımıza çıkabilmektedir... Bazen de son peygamberin ordusunda savaşçı olabilmesi için kendini büyükler kategorisinde görülebilme çabası ve inceliğini gösterebilecek kadar cesaret ve sadakat timsali olarak tarihe not düşebilecektir… Bazen de servet ve saltanat sınavını büyük bir dirayetle aşabilen genç Süleyman olarak karşımızda durabilmektedir…
Aynı zamanda, samimiyetle / ihlasla örülen kulluk ifasında da Ben-i Adem ‘i en güzel formda gösterebileceği bir dönem…
Fiziki güç ve irade bakımından yük olması gereken değil yük alması gereken bir dönem...
Kimlik arayışı süreci…
Hayatın sıradanlaşmasına bağlı olarak kontrol dışılığın tüm risklerine davetiye çıkarmaya müsait kırılgan bir zemin / varlık...
Çağdaş ifsad edicilerin iş başında olduğu, çağın tüm araç-gereç ve imkânlarının kullanılarak gençliğin özünden / fıtratından, vahyi mesajdan koparılma çabalarına karşılık nasıl bir nesil arzu ediyoruz sorusu yarınlarımızı belirlemede en hayati bir gündem olduğu unutulmamalıdır.
Her türlü geleneksel ve modern hurafelerden kendini arındırabilecek bilinçli ve dirayetli bir gençlik…
Hiçbir beşeri sisteme kanmadan/ iltifat etmeden tevhidi dünya görüşünü içselleştirip yürüyen bir Kur’an olabilme çabasında olan bir gençlik…
İslam ve Müslüman olma kimliğini en üst kimlik olarak kabul etme basiretinde olan bir gençlik…
Modern kirliliğe karşı takvaya, cehalete karşı hikmete, bireyselliğe karşı cemaat olabilme erdemine, dünyevileşme zavallılığına karşı ölümü hissedebilme inceliğine, cinsellik fitnesine karşı iffete, aldatıcı dünya konforuna karşı mütevazı bir yaşama sığınan bir gençlik…
Bize dayatılan ve alternatifsiz bir sosyal yaşam standardı olarak sunulan siyasi / politik kirlilikler anaforundan teberri edip (arınıp) mümince, omurgalı, ilkeli, hayatı Allah merkezli düşünen bir gençlik…
İşte İsa Mesih’in “benim yol arkadaşlarım nerede?” dediği gençlik…
Son peygamberin Darul Erkamdaki hayat derslerinde önemsediği gençlik…
Üstat Seyyid Kutub’un hayalindeki Kur’an nesli…
Akif’in hayalindeki Asım’ın nesli…
Sezai Karakoç’un diriliş nesli…
Muhammed Abduh’un,Cemalettin Afganilerin yaralı ümmeti kurtarma projelerindeki gençliğe dair güçlü diyalektik ve çabaları…
Birçok elçinin, salih insanların , bilginlerin ve aydınlarımızın hayallerindeki Kur’an neslini sokaklarımızda, Diyarbakır Caddesinde,Gülistan Caddesinde,Sanat Sokağında onların gözlerinde ve alınlarının kırışıklığında ümmetin ağır sorunlarının sorumluluğunu görebilme zevkini ve hazzını yaşamak istiyor muyuz?Caddelerimizdeki tinerci gençlerimizi, internet cafelerde kümelenen, okul önlerindeki çete kamplaşmalarında saf tutan gençlerimizin ruhunu ve yüreğini ne kadar kuşatabildik sorusunu sabah namazının amentüsü gibi ne kadar önemsiyoruz?