Meleki bir formda yaratılmayan insan, ilk atası âdem gibi beşer olmasının bir neticesi olarak kusur işlemesi muhtemel bir formda yaratılmıştır. İnsanın, kusur işlemesi muhtemel bir formda yaratılmış olması, beraberinde yoğunluklu kelami bir diyalektik zeminini de oluşturmuştur. Biz, insanın sorumluluğu, eşya ile ilişkisi, iradesi, kötülük işlemesi gibi kelami alana girmeden önce bir insan, sonra bir Müslüman olarak yaşadığımız dünyayı, kendi gerçeğimizi, bize yakışan bir basiretle fıkh etmeye çalıştığımızda fıtratımıza aykırı yarınlarımız açısından bizi ciddi ciddi endişelendiren bir sürece doğru evrildiğimizi öncelikle görmemiz gerekiyor.
İnsanın kendisine ilahi nimetler kategorisinden verilmiş olan yeteneğin, bilginin, eşyanın, benlik dünyamıza güzellikler katabilecek birer imkân ve dinamikler olması gerekirken, bizi kontrol dışı bir zemine doğru sürükleyecek birer unsur haline dönüşmüş olmaları, kirlenmemizin en önemli müsebbipleri haline gelmişlerdir.
Beşer olarak zayıf olmamız, günaha temayül göstermemiz her an bir yerlerimizden çürümelerin başlayabileceği riski, bizleri bu çürümüşlüğe karşı koruyabilecek, arındırabilecek dolayısıyla da hayata bereket katabilme imkanını verebilecek olan vahyi öğretilerden beslenebilme imkan ve fırsatlarımızı değerlendirmek zorundayız.
Vahye ve fıtrata aykırı söylem ve gelişmeler adeta bir kader olarak bize dayatılmakta. Bir müminin kendi güzellikleriyle yüzleşmesini engelleyebilecek haince tuzakların, sinsiliklerin, manipülasyonların girdabından kurtulup, Allahın muradına uygun bir arınma zeminini yakalayabilmesinin yolu, tüm cahili zindanları aşıp “namazım,ibadetlerim,hayatım ve ölümüm alemlerin rabbi Allah içindir.” Söylemini pratikleştirip birbirimizi inşa etmekten geçer.
Bu sosyal gerçekliğimiz, kuşkusuz Müslüman olmayı bir kimlik olarak kabullenen bizlerin, bizi sarmalayan ve gittikçe hayatın tadını kaçıran bu sürece karşı nasıl bir duruş sergilememizle ilgili kaygılarımızı paylaşmamızın ibadi bir sorumluluk olduğunu kabullenmeliyiz.
Modern algı ve gelişmelerle vahyi mesajın ötelenmesinin “çağdaş olma” ile ifade edildiği seküler bir dünyada, damlarda gür bir sesle haykırılması gereken hakikatin hayatımızda ne kadar belirleyici olduğu sorgulamasını yapmak ve nasıl arınmamız gerektiğine dair ortak çabalar geliştirmek belki de bir Müslüman’ın salih ameller kategorisinde ilk sıralamayı alması gereken önceliklerimizden olması gerekir.
Unutulmamalı ki, kirlenmişliğimizi kabullenme mütevaziliğimiz, arınma arayışımızın ilk adımıdır.
Çağımızdaki modern kirliliğin sistematik boyutta olması, arınmaya dair değer ve dinamiklerimizi işlevselleştirmenin gerekliliği gerçeği ile bizleri yüzleştirmektedir.
En mahrem alanlarımıza, beden ve ruh dünyamızın en hassas limanlarına işgal gemilerini demirleyecek kadar müstağnileşen cahili güçler, sınır tanımaz bir cüretle bizleri “hayat süren leşler”e dönüştürme gayreti içerisindedirler.
Zihin,yürek ve algı dünyamız tarumar edilmiş durumda.Bir günümüz bir günümüzü tutmuyor.Her gün sermayeden yiyoruz.Elçilerin, salihlerin kaliteyi tetikleyen inşa edici söylemlerine çok uzak düştük.En besleyici, rahatlatıcı malzemelerle bedenimizi besleyerek ruhumuzun zindanlarının duvarlarını örme yarışındayız.Çıkmaz sokaklarda inat ediyoruz.Kıstas ve referanslarımız tamamıyla dünyevi yargılar oluşturmakta.
Bu bulanık süreçte neyimize yaslanarak arınabiliriz sorusuna karşılık bir Müslüman’ın cevabı tabii ki vahyi değerler olacaktır.
Züleyha’nın baştan çıkarıcı güzelliğine karşılık Yusuf’u arındırarak iffet sembolü haline getiren vahyi değerler…
Put yapan baba Azer’den oğul İbrahim’i arındırarak inkılapçı bir muvahhit kılan vahyi değerler…
Peygamber efendimizi çocukluğundan itibaren her türlü cahili tören/şölen /sembol/idollerden arındırarak terbiye eden vahyi değerler…
İsa (as)’ı Roma despotizmine karşı direniş ruhu ile arındıran vahyi değerler…
Hurafeler anaforunda bir malzeme, bir ritüel olarak kullandığımız aziz Kur’an ile arınma mantığının sağlıklı gündemleştirilmesinde ısrarcı olmak, neslimize bırakabileceğimiz hassasiyetler bağlamında belki de en güzel miras olacaktır.
Atalarımızdan devraldığımız Kur’an anlaşılmaz/ulaşılmaz/erişilmez tarzındaki geleneksel taklitçi anlayışlara rağmen, arınmak isteyenler için Kur’an’ın anlaşılabilirliğinin/yaşanılabilirliğinin işlenilmesi aciliyet kesbeden hayati bir amel olduğu unutulmamalıdır.
Namaz’ın,dua’ın,oruc’un,zekat’ın,ezan’ın,kurban’ın,fitre’nin ve hacc’ın insanı arındırmaya dair ne kadar güçlü disiplinler barındırdıklarını modern insanın görememe sorunu söz konusu.
Küresel ifsada karşı vahiyle arınmak , başta orta doğu halkları olmak üzere özgürlük ve adalet talebi olan tüm halklara aynı zamanda bir kimlik ruhu da kazandıracaktır.
Allah için sevmek,Allah için buğzetmek,hayırda yarışmak,infak etmek,Allah’ın dininin izzet ve şerefi için katıksız ameller sergilemek belki de ihtiyaç hissedip pratiğimize tekabul edeceği bedel açısından seslendirmekten korktuğumuz arınmanın önemli yol azıklarıdır…