1.50
1.93
60,981
Şefik SEVİM

DÜŞÜNCE UFKU

Şefik SEVİM


4 Nisan 2009
font boyutu küçülsün büyüsün

Bir Yürek Dokunması...


            Mart 2009 yerel seçimleriyle beraber ülke sath-ı mahallinde “seküler ulus devlet” elbisesi giydirilmiş bir ülkenin vatandaşları olarak bizlerin, yüreğimizi yoklama ihtiyacını hissetmemizi gerektirecek gelişmelere şahit olduk. Artık seçimler birilerinin tabiriyle “demokrasi şöleni” olarak değil, yalancılığın, dalevelerin, komplo teorilerinin, ideolojik bağnazlıkların, öldürmelerin, yaralamaların ve neticesi olarak da bir ruh sağlığı anaforunun takvimleri olarak tarihe geçecektir.

 

            Kabaran politik ihtiraslarımız, ideolojik tabularımız, grup psikolojisi girdaplarımız, oynadığımız “demokrasi oyunu”ndaki sahtekârlıklarımız, seçimler üzerinden hayal ettiğimiz ticari kurnazlıklarımız ve seslendirmekten korktuğumuz daha nice kirliliklerimiz sahiden toplum olarak ruh dünyamızın fotoğrafını iyi okumamız gerektiği gerçeğiyle yüzleştirmektedir bizleri.

 

            Modernizm’in bizleri öz değerlerimizden, köklerimizden koparan gerçekliği yetmiyormuş gibi, bu süreci daha da olumsuzlaştıran, tetikleyen takvimsel süreçler de daha vahim bir noktaya bizi sürüklemektedir.

 

            Seçim süreçlerinde insanlarımızın Kur’an-ı Kerim’in tabiriyle öfkelerini yutabilme

basiretinden yoksunlaştırılmış olmaları, birbirimize rahmet ifade eden Allah’ın birer ayeti olma kimliğimize bir kez daha halel getirdiğimiz bir süreci geçirdik.

 

            Bu takvimsel süreçlerin zaten alabildiğince sarsılmış olan ruh sağlımızı bir kez daha artçı depremlerle tetiklediği kesin.

 

            Dünyevileşme sürecimiz, hem kısa hem de uzun vadede bizlere ağır maliyetler çıkaracağı kesin.

 

            Dünyevileşme oranında rabbimizle ilişkilerimizi sıkıntıya sokmaktayız. Allah’ın son din ve bir nimet olarak sunduğu, medeniyetin tüm zenginliklerini mündemiç aziz İslam’ın değerler sisteminde sistematik bir tarzda uzaklaştığımız gerçeğini yaşamaktayız.

 

            Türkiye’nin siyasi, sosyal, tarihi hatta coğrafik gerçeği bizlerin ruh dinginliğini kutsallarla zenginleştirme fırsat ve imkânının önünde söz konusu engelleri aşmada hala zorlandığımızı hissediyoruz.

 

Bu sosyolojik gerçeğimizden hareketle ruh dünyamızı zenginleştirici dinamikleri ve duyarlılıkları geliştirmeye en fazla ihtiyaç hissettiğimiz bir dönemi yaşıyoruz. Bizleri ayrı adacıklarda yaşamaya mahkûm eden büyük bir ailenin dağılmış sahipsiz çocukları olarak, geniş Mezopotamya tarlasında leş kargalarının gözlerimizi oymaya fırsat vermeyecek hikmetli bir duruş sergilemeliyiz. Yarınlarda kontrol dışı bir işleyişi önlemek için fotoğrafı şimdiden iyi okumalıyız.-Bu cümleler geniş anlama yelpazesine alabildiğince açık…

 

Fıtrat dini olan İslam ile sıkıntılı halimiz sih çölündeki şaşkın, nankör İsrail oğullarının halet-i ruhiyesini hatırlatmakta.

 

Ruh dünyamızın zihnimize gönderdiği yakıcı açlıklarımızı mümince paylaşmak, bu minval üzere bir ihtiyaçtır kuşkusuz. Yani bir anlamda ruh dünyamızı toparlamaya dair birkaç küçük ayrıntıda yoğunlaşmamız, vebalimize karşı bir nebze sadra şifa olur diye mırıldanıyor yüreğimiz belki de sessizce…

 

Nerede karşısında diz çöküp feyiz alabileceğimiz bilgelerimiz / alimlerimiz…

Nerede halkı Müslüman olan ülkelerin / kavimlerin kendini materyalizm dalgasına kaptırmış saf çocuklarına hikmetli bir dur çekebilecek erdemli aydınlarımız…

 

Çocuklarını sabah namazına kaldırma hassasiyetini gösteren annelerimizin sayısı parmakla gösterilecek kadar değil mi? Ruh dünyası ölmüş bir topluma ancak bu fotoğraf yakışır.

 

Sabah namazı dönüşünde katıksız muhabbetlerle günün en güzel vaktinde evlerine dönen yaşlı amcaların şehir sokaklarına güzellik katan, insana güven veren bu güzelliklerine hiç ruhumuza zevk katan bir incelikle onları kendi balkonumuzda izleme ihtiyacını hissedebildik mi?

 

İdeolojik / politik ihtiraslarımızla, bürokratik abartılarımızla, resmiyet kokan her yanımızla çekilmez bir gettoya dönüştürdüğümüz kocaman şehirlerden uzaklaşıp, dört yaş grubundaki çocuklarla kırlarda uçurtma yarışı yapma zevkini hiç tattık mı?

 

Ailece bir piknikte cemaatle namaz kılmayı hiç denedik mi?

 

Her yönü ile bize mesafeli “ öteki” olarak kabul ettiklerimizin hüzün ve sevinçlerini paylaşabilme inceliğini gösterebildik mi?

 

Yaşlılarımızın dünyasına ne kadar girebiliyoruz? Aynı dili ne kadar konuşabiliyoruz?

 

Sokaktaki çocuklara bir şiarımız olan Allah’ın selamını veriyor muyuz?

 

Çocuk esirgeme kurumunu kaç kere ziyaret ettik?

 

Kapıcımızla bir kahvaltı yapabildik mi?

 

Toplumsal ilişki ağımızı hiç kontrol edebildik mi?

 

“Ne kadarı Allah rızası için?” sorusunun cevabını cesaretle kendimizden dinleyebildik    mi?...

 

Sabah namazını kılan 12 yaşındaki kız çocuğumuzun kıyamdaki duruşunu ruh sağlığımız için hiç izleyebildik mi?...

 

Banka idarecileriyle “derin ticari görüşmeler”imizden sonra annemizin mezarını ziyaret etmeyi hiç denedik mi?

 

Yürek trafiğimizdeki merhamet damarlarımızın kuruyup kurumadığını  vicdanımıza hiç sorabilme cesaretini  gösterebildik mi?...















Yorum ekleYorum ekle
Yorumlar (9)
  • Mehmet Ay / 8 Nisan 2010 07:54

    Sorumluluk

    Rabbimiz ile olan ilişkilerimiz, hayata bakışımızı ve davranışlarımızı ortaya koyan önemli bir işarettir. Dünya ve ahiret alanlarımızı belirlemede bu ilişki çok önemlidir. Hesap gününü düşünmeden yaşamak dünyevileşmenin en tehlikeli yönüdür. Dünyevileşenler büyüdüklerini sanırlarken küçüldükçe küçülerek tükenirler. Öyleyse Allah'a karşı sorumluluğumuzu unutmayalım. Sorumluluk diri olmak ve Varolmaktır.
    Sorumsuzluk ölmek ve tükenmek ( yokolmak ) tir.
    Yürek trafiğimizdeki merhamet damarlarını Allah bilinçi ile sulandırmak ve canlandırmak gerekir.
    Hocam yazınızda bizlere önemli ve anlam yüklü mesajlara değiniyorsunuz. devamını dillerken Allah Yar ve yardımcınız olsun.
  • herhangi biri / 1 Mayıs 2009 00:35

    selam

    saygıdeğer hocam ben sizi yakından tanıyan bi insan olarak size şunu söylemek istiyorum bilginizden ilminizden alimliğinizden hiç bi şüphem yok fakat acaba seçimle ilgili yazdıklarınız o öfke dolu şeyler sizde de yok mu acaba b partisi ya da a partisi kazanmadı diye öfklelenmediniz mi??sadece şunu size söylemek istiyorum bir hoca bir alim bir insana sen selamı haketmiyorsun diyebilir mi????seçimden sonraki günde...
  • CİHAN BARLAK / 28 Nisan 2009 22:25

    Saygı ve sevgilerimle(10tm-B)

    Hocam en içten dileklerimle sizi bu yazlıranızdan dolayı tebrik ediyor ve sizin gibi büyüklerimiz başımızda oldukça mutluluk duyuyoruz...
  • göknur çelik / 15 Nisan 2009 21:04

    hocam ben göknur 10sosa dan tek kelime yine muhteşem yazmışşınız sizinle gurur duyuyoruz
  • dilara ersoy / 14 Nisan 2009 20:04

    haklı hocam

    gerçektende yüreğinize sağlı hocam her yazdığınız sözlere katılıyorum.
  • bir öğrenciniz / 10 Nisan 2009 10:18

    hayırlı olsun

    hocam keşke herkes sizin gibi düşünse ama bunu yapan aileler çok az sayıda var
  • Adım Soyadımdır. Her adımda bir adım olur.. / 6 Nisan 2009 15:37

    Selam ve sevgi ile...

    Hayatın kalbine dokunan adama saygı ile...

    Ve Anlıyorum ki...Sizi hayat yetiştirmiş ve siz ona nankör değilsiniz.

    Hayatın kalbi sizin gibi damarlardan beslenmedikçe kriz geçirme riski yüksektir ve sol kol ağrımaya başlar...

    Sizi beğeniyor ve ilgiyle takip ediyoruz.

  • batmanlı / 5 Nisan 2009 13:59

    çok hoş yazıyorsunuz.

    yazılarınızı düzenli takip ediyorum. tüm yazılarınızın altına imzamı atarım. elinize yüreğinize sağlık
  • münevver / 4 Nisan 2009 15:07

    ::::

    çok güzel yazmışsınız .bütün yazdıklarınıza katılıyorum.YÜREĞİNİZE SAĞLIK.




Bu yazarın diğer yazıları






Anket

12 Eylül Referandumunda Oy'unuz Ne Olacak?
  • EVET
  • HAYIR
  • BOYKOT
  • KARARSIZ
Basın ve Yayın Haber Siteleri