Var olur. Bunun yolu her şeyden önce cehaleti yenmemizden geçer. Yani cehaletin her birimizin payına ne düşüyorsa… Ki cehalet sadece bilgisizlik değil rütüşlememiz gereken tüm insani zaaflarımızdır. Tahammülsüzlüğümüzdür, insan kavramında saklı bulunan ünsiyetteki inceliğe ihanet etmemizdir. Mevsimlik maskelerimizdir. Bizim gibi beşer olanlarda tıkanmamızdır… Bunun yolu aynı şekilde Türkiye gerçeğinde özelde de Doğu ve Güneydoğu bölgelerimiz gerçeğinde her birimiz belki de farkında olmadan içinde bulunduğumuz zaaflarımızı filozof Ali Şeraiti ve B.Rusll ‘in tabiriyle zindanlarımızı aşmakla mümkündür. Bu zindanlarımız bazen kendi nefsimiz, bazen mutlak anlamda bağlandığımız ideolojik kalıplarımız (şablonlarımız) bazen kendi yorumlarımızı mutlak bir nas (dini bir doğma) gibi görerek / algılayarak bunun üzerinden dünya görüşleri şekillendirip, toplumsal mühendislik projeleri “ öteki” kabul ettiklerimize dayatmamızdır. Kimi zaman ve zeminde bu zindanımız iradelerimizi kendi ellerimizle birilerinin ipoteğinde tutmamızdır.
Her şeyden önce bir beşer ve Âdemin çocukları olan kardeşler olarak hayatı algılamaya çabalarsak, fıtratımızı merkeze alıp vicdanımızın sesine kulak verebilirsek içinde bulunduğumuz toplumun dinamiklerini dini şiarlarını ve örfünü, toplumsal gerçeklikleri, tarihsel mazlumiyet ve mağduriyetlerimizi göz ardı etmeden iletişim kanallarımızı açık tutarak hayata, insana, olaylara ve gündemlerimize dair çok bereketli zeminleri yakalama fırsatını elde edebiliriz.
Bir olayı farklı okumamız, bu farklı okuma üzerine düşmanlık senaryoları üretmemizi gerekli kılmaz. Elimizdeki mevcut imkan ve inisiyatiflerle, özümüzde saklı olan güzelliklerimizle, birbirimize tahammül edebilmeli hatta birbirimizi kuşatabilmeliyiz. Her birimiz insan olarak “Allah’ın birer ayeti” olduğumuzu unutmamalıyız. Farklı meziyetlerde olmamız, farklı sorunlar sarmalında şekillenmemiz ve farklı kaynaklardan beslenmemiz hatta yakıcı sorunlar karşısındaki farklı reflekslerimizden dolayı bu farklılıkları merkezde tutarak bu durum merhamet ve adalet damarımızı dumura uğratmamalıdır. En büyük sorunumuz; farklı düşünce ve dünya görüşlerine karşı tahammülsüzlüğümüz ve kendi grupsal dünyamızın dışında başkaları üzerinden empati kurarak başkalarının penceresinden kendi dünyamıza bakamama zaafımızdır.
Mahalli seçimlerin yaklaştığı bu süreçte özelde de Batman’da örmeye çalıştığımız bu gündemin Batman’da yaşayan her bir insanımız için hayati bir gündem olduğu kanaatindeyim. Aslında birçok konuda tarihsel bir tevarüsle devraldığımız bazı yargılarımızı ve kalıplarımızı zorlamalıyız. Sözgelimi konu belediyecilik olunca vakayı sadece dünya görüşlerinin bir çatışma alanı ve zemini bağlamından kurtararak bir hizmet alanındaki ehliyet ve kabiliyet çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği düşüncesindeyiz. Her birimizin, yarınlarda çocuklarımıza nasıl model bir şehir bırakabileceğimize dair hayallerimize uygun bir aday prototipinin özgür irademizle düşünebilme hakkımızı birbirimize reva görmemeliyiz.
Farklı yaklaşımlarımızı/