Çok hassas günler yaşıyoruz, çok hassas bir süreçten geçiyoruz. Türkiye’mizin değişik yerlerinde yaşanan olayları irdeledikçe hem ürküyor, hemde olanlardan dolayı büyük bir kaygı yaşıyoruz.
İnelgölde başlayıp Hatay Dörtyolda devam eden, ardından Erzurumda hissedilen yanlışlıklar bu ülkenin her bölgesinde yaşayan insanları tedirgin etti, üzdü.
Değerli okuyucularımız.
Doğulusu, batılısı ve diğer bölge insanlarıyla hepimizin çok ama çok dikkatli ve duyarlı olması gerekir ki; özellikle gençliğin yapabileceği hataları daha olgun yaştaki insanlar bastırsın ve büyümelerini önlesin.
Küçük bir dedikoduyla başlayıp kısa zamanda yüz binlerce insanın inandığı aslı-astarı olmayan söylentilerle büyüyen olumsuzluklar herkesi tedirgin ediyor.
Bendeniz, tatil programı kapsamında uzun bir zamandır Türkiye’nin değişik bölgelerinde ve illerinde seyahat ediyorum. İnegöl olaylarından bir gün önce bu ilçemizden geçtim. İnegöl, bu ülkenin mobilya üretim merkezi olarak biliniyor. Doğulusu da, Batılısı da mobilyasını buradan alır.
Yine ülkenin her şehrinde olduğu gibi burada da Doğulu vatandaşlarımız yaşıyor. Şimdiye kadar kardeşçe yaşamış, birbirleriyle hiçbir sorun yaşamamış olan insanlar ne oldu da bir anda birbirlerine düşman görünmeye başladılar?
İşte bu benzetme, bu tabir tamamıyla yanlıştır.
Kesinlikle kimsenin kimseye düşman olduğu yok.
Bir gurup gencin belki de alkolün tesiriyle laf atmaları, ardından başlayan tartışmanın kavgaya dönüşmesi ve sonunda küçük bir dedikoduyla ateşlenen kıvılcımın ortaya çıkardığı tahrikler.
Keza Hatay Dörtyol.
Bu ilçemizde 4 polis memurumuzun şehit edilmesiyle başlayan gerilim aynı şekilde gerçek olmayan dedikoduların yayılmasıyla talan durumuna geçti ve Doğulu kökenli vatandaşların iş ve evleri kundaklandı, BDP.nin İlçe teşkilat binası da darmadağın edilip yakıldı.
Değerli okurlar.
Bunların hiçbiri bu ülkeye ve bu ülkede yaşayanlara fayda sağlamaz.
Aksine bizi birbirimizden uzaklaştırır ve “öteki”leştirir ki; maazallah işte o zaman birçok şeyi kaybetmeye başlarız. Türkiye, 3 günden beri bu olumsuzlukları yaşıyor. Televizyon ekranlarına yansıyan bu olumsuzlukları izleyenler ise karamsarlığa kapılıyor ve ciddi olarak üzülmeye başlıyorlar.
İşte bu aşamada bizlere çok önemli görevler düşüyor.
Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yaşayanlar daha sakin ve duyarlı olmak zorundadırlar. Birilerinin vatandaşlarımızı karşı karşıya getirmek için çaba sarfettiğini artık hepimiz anlamalı ve kabul etmeliyiz.
Bizleri karşı karşıya getirmek isteyenlere bu fırsatı verirsek hem kendimize, hem bölgemize, hem de ülkemize zarar vermiş oluruz. İşte bunlara fırsat vermememiz için duyarlılığımızı arttırmalı ve söylenen her şeye inanmamalıyız.
Mazlum-Der, Eğitim Bir Sen ile Memur-Sen ile diğer sivil toplum kuruluşlarımızın bu konudaki açıklamasını ve sağduyu çağrısını doğru buluyor ve destekliyoruz. Onun için ilimizin diğer sivil toplum kuruluşlarının da bir araya gelerek benzer açıklamalarda bulunmaları gerekir.
Bu çağrı herhangi bir siyasi içerik taşımadan, sadece ve sadece insanlarımızın huzur ve güveni için yapılırsa bundan hepimiz kazançlı çıkacağız. Elbette bazı şeyler kolay değil.
Ancak, birlik ve bütünlüğümüzün, huzurumuzun devamı için herkesin dikkatli ve duyarlı olması gerekir. Aklıselimle hareket edildiği sürece bugünleri de atlatıp bazı şeyleri daha çabuk unutacağız.
Defalarca yazıyoruz.
Biz diğer bölgelerde yaşayan vatandaşlarımızla et-tırnak gibi olmuşuz.
Bizim birbirimizden ayrılma, birbirimize karşı düşmanlık besleme lüksümüz yoktur. Türkiye’nin en ücra köşesi olan örneğin Kırklareli şehrinde 8-9 bin Doğulunun yaşadığını, hayatlarını orada sürdürdüklerini biliyor musunuz?
Bu yüzden sakinlik ve duyarlılık önerimizi yineliyoruz.
Belki bir süre sonra yeni olumsuzluklarla da karşılaşabiliriz.
Bizim yapmamız gereken, ateşe körükle gitme yerine ateşi söndürme olmalıdır.
Bu günleri en kısa zamanda geride bırakmak ve ülkemizin huzura kavuşması dileğiyle…
Hoşça kalınız.