1.50
1.93
60,884
Şefik SEVİM

DÜŞÜNCE UFKU

Şefik SEVİM


29 Temmuz 2010
font boyutu küçülsün büyüsün

Tatil Kültürü


İnsanın fıtri yapısında saklı olan bazı ihtiyaçların, arzuların, duyguların olması tabiidir. Bunların okunması, görülmesi, yaşanması insanoğluna çok görülmemesi gerekir. İnsanla beraber kevni alemdeki birçok güzellik Allah’ın birer ayetidir. Yıldızlar, gökyüzü, ormanlar, deniz vs… Allah’ın ayetlerinden istifade etme hakkı insandan esirgeme gibi bir lüksümüz/ hakkımız olamaz. Değil midir ki insan, eşref-i mahlûkattır. Öyleyse en güzel nimetlere layıktır.

 

İnsanın değişiklik yaşaması, bereketini hayata sunması, hayata yeni anlamlar katması, güzele ve iyiliğe dair yeni şeyler üretmesi açısından yaşamında bir değişikliğinin olmasının en tabii bir ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Özellikle sorunlu bölgeler ve süreçler, yoğun insanlar, sorumluluk yüklenen şahsiyetler yeniden bir donanım için değişiklik yaşamaları zihinsel, ruhsal bir sükûneti yakalamaları, Allah’ın sekinetini hissetmeleri açısından önemlidir.

 

Tatil kelimesi, ilk etapta bir iticilik barındırdığı söylenebilir. Çünkü atalet, rehavet, dinlenme gibi anlamlara gelir. Bu yönüyle bir Müslüman açısından baktığımız vakit, bir Müslüman’ın boş vaktinin olması düşünülemez. Kuran’ın ifadesiyle “bir mümin bir işte yoğunlaşması durumunda daha hayırlı bir iş ve ortam değişikliği yaşaması” ilahi murada uygun olan bir tarzdır. Bireyselleşmenin korkutucu kontrol dışı gerçeğinden hareketle “istediğim yere gider, istediğimi yaşar” tarzı bir algı mutlak anlamda sorgulanması gerekir.

 

Müslümanlar, her alanda olduğu gibi modernizme ve onun yaşamımız üzerindeki tüm yansımalarına karşı fıtri ihtiyaçlarımızı, helal-haram sınırlarımızı ve yaşadığımız toplumla ilişkilerimizdeki imajı esas alan bir yaşam tarzını öncelikli kılmamız gerekir.

 

Halkı Müslüman olan ülkeler arasında popüler kültürün batılı bir formda ve yakıcı bir şekilde en derinden hissedilen ülkelerin başında Türkiye gelir. Bu bize doğal olarak ciddi risk alanlarını da oluşturur. Tüketim, zevk, tutkular vs… Türkiye’nin üç tarafının denizlerle çevrili olması, Özal ile beraber sermayedar muhafazakar bir sınıfın oluşması, 28 Şubat sürecinin tetiklemesi ile beraber bir rehavet ortamının oluşması gibi sosyolojik gerçeklikler, tatil kültürümüze de alabildiğince bir kirlilik kattığını düşünüyorum.

 

Müminin tatil algısında daha hayırlı olan bir şeyi başka hayırlı olan bir şeye evrilmesi esas alınmalı. Allah’ın ayetleri üzerinde düşünerek, tabiat üzerinde yoğunlaşarak, kendimize zaman ayırarak, imkânımız varsa maddi imkânları el vermeyen başka kardeşlerimizle de bunu paylaşarak bir tatil anlayışını geliştirmemiz gerekir. Okumamız, sıla-i rahimlerde bulunmamız, temiz havayı teneffüs etmemiz, başka tanışıklıklar yaşamamız ve bunu bir geleneğe dönüştürmemiz model almamız gereken bir tatil anlayışımız olmalı. Sahillerdeki boğucu ortamların, insan kirliliğinin, ahlaki yozlaşmanın, tüketim çılgınlığının inadına yaylarımıza çıkıp yöresel etkinliklerle örfümüze yeniden bir ruh katmak gerekir. Tekir yaylasındaki Ökkeş Amcanın ideallerini, hayallerini, insaniyetten beklentilerini Batman’daki bir petrol tüccarı ancak bu tarz tatil kültürü trafiğiyle, sıla-i rahimle anlayabilir. Belki o zaman Rabbimiz insaniyetimiz gereği ünsiyet damarımızı kardeşliğe ve rahmete dönüştürebilir. Belki o zaman Kastamonulu bir kardeşimiz ile Diyarbakırlı bir kardeşimiz birbirini daha iyi anlayabilir. Yürek trafiği geliştirebilir. Türk –Kürt yakınlaşmasını da etkileyici bir ivmeye dönüştürebiliriz.

 

Tatil kültüründe sorgulanması gereken önemli bir konu da yarattığı sınıflaşma sorunudur. Ve bunun insan psikolojisi üzerindeki olumsuz gerçekliğidir. İmkânı olan yaşar, her nimetten istifade etme hakkını kendinde görür, kendi özeline çekilir. Fakat anlamlı bir yaşam için asıl olan tüm güzelliklerin, imkânların ve nimetlerin makul bir düzeyde paylaşılmasıdır.

 

Bir mümin olarak, yaşadığımız toplumdan şu veya bu cihetle ayrıştırmaya yönelik bütün ortamlar ve şartların meşruiyeti tartışılmalıdır. Yoksullaştırılmış bir toplumda bizi iticileştirebilecek bir yaşam standardından uzak durmamız gerekir. Kapitalizme abdest alma gibi bir kurnazlıkta bulunmayalım. Beş yıldızlı otel lobilerinde Ebu Zer edebiyatı yapmayalım. Ve birbirimizi kandırmayalım.

 

Kendi tecrübi bilgilerimden hareketle, en bereketli ve hayır üzerine olan tatil anlayışı, ziyaret edilmeyi hak eden soylu dostların güzel dünyalarına misafir olmaktır. Bizim altımızdaki kardeşlerimizin hayat gerçeklikleriyle yüzleşerek, kendimizin, eşimizin ve çocuklarımızın ıslahına yönelik hikmetli dersler çıkarabilme ortamlarını yakalamak ve bunları bereketlendirmektir. Boğucu bir Temmuz gününde bu satırları yazarken Hasankeyf’in Dıfne Köyündeki dul Hatika Vesila’nın (Vesile Teyzenin) toprak damında yıldızların altında onun anılarını anlatırken ki ruh dünyamı hatırladım. Köyün karşısındaki dağ yamacından enfes bir kaval sesi geliyordu. Buyurun size tatil…















Yorum ekleYorum ekle
Yorumlar (3)
  • cabir sevim / 1 Eylül 2010 17:42

    çok güzel anlatmışsını sevgili dayım
  • merve / 4 Ağustos 2010 16:25

    çok güzel bir yazı

    Ağzınıza,yüreğinize,kaleminize sağlık...
  • münevver-merve / 31 Temmuz 2010 20:14

    ...::::

    yüreğinize sağlık...




Bu yazarın diğer yazıları