1.50
1.93
60,981
Cengiz HAŞİMOĞLU

Cengiz HAŞİMOĞLU


12 Temmuz 2010
font boyutu küçülsün büyüsün

Zaman (Durdurulamaz Olan)


               “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” sözünü Heraklit’ in felsefesiyle değerlendirdiğimizde, aslında varlık aleminin gerçektende zıt etkileşimlerle bütünlüğe erecek oluşumlar yarattığını görürüz. Değişim kavramının anlam kazanmasını sağlayan tek şey ise zaman kavramı olmakta. Çünkü değişimin farklılık boyutu, akıp giden sürelerin ve geçen anların insan hayatına yansıyan etkilenimleri ile kendini göstermektedir.

                Değişim ve zaman, durdurulamaz bir yasanın varlığını evrenin varlık yasalarıyla paralel şekilde farklı olana yönelik dönüşümleri yaşatacak yönde birliktelik sağlar. Durmayan-durdurulamaz olan zaman, değişimi beraberinde sürükleyen bir sürekliliği evrenin özüne has bir kural olarak yerleştirir.

                Zaman durmuyor, akıp giden ömür dalgaları insanı diyarlardan diyarlara yönlendiriyor.

                Havaya savuramadığımız hüzün anlarının yıkıcı tesirlerini söndürememenin acısıyla, zamana dur diyememeyi iliklerimize kadar hissediyoruz.

                İnsanın çare bulamadığı ve önleyemediği iki ana elemandan biri olan zaman mefhumu da (ki diğeri ölümdür)  sarsıcı gerçekliğini ömrümüze etki etme konusunda sürekli yoğunluk kazanıyor.

                Zamanın getirdiği değişim sürekliliği, insan ömrünün hem fizyolojik, hem düşünsel hem de kuşaklar-nesilleri oluşturan yeni varlıklar açısından durağan olmayan varlık yapıları karşımıza çıkarıyor.

                Ve biz insanlar maddi dünyanın unutulmuş karanlıklarında ruh dünyamızın tatmin edilemeyen hastalıklarını ruh doktorlarına saat başı ödenen büyük paralarla, avuntulu sohbetlerle tedaviye çalışıyoruz.

                Oysa bilinmez ki, ruhsal olanın, kalp hastalıklarının tedavisi tatlı bir dost sohbetinin çıkarsız, menfaatsiz, esrarlı ve bir o kadar hayata bağlayıcı sıcak ortamında gizlidir. Ama ruhu teskin edici bir avuç sakinleştirici ilacın kıyısında medet ummaya çalışan yine biziz.

                Ruhsal olan ve gönül hoşluğu doğuran, samimiyetin menfaatlerden uzak arkadaş ortamlarıdır. İlaç olan da paylaşılan maddi-manevi problemlerin kalp doygunluğudur.

                Zamanımızın (yani yüzyılımızın) çaresiz hastalıklarının kaynağına bilim adamları ve uzmanların koyduğu ana etmenin stres ile beyin yorgunluğunun neden olduğu fizyolojik etkilenimler olduğunu duyuyoruz-görüyoruz.

                Durdurulamayan zamana müdahale, ancak ruh doygunluğu dediğim samimi ilişkiler ağının insanlar arasında ön planda tutulacak şekilde hayat bulmasıyla mümkündür. Bilim dilinde Plasebo olarak adlandırılan ve hastalıkların psikolojik tedavisini ifade eden yöntemi kullanmak ilacımız olacak bir yöntem anlayışı olmalıdır. Plasebo, tıp dünyasının açıklayamadığı bir hastalığa karşı, insanların iradeleri dahilinde kendi kendilerini iyileştirme gücünü kullanmayı ifade eder. Aslında yapmamız gereken bu ve kendi dünyamızı düşünsel bazda hastalıklardan kurtarmanın yolu, samimi ortamların kişisel düşünce tatminini sağlayan irade gücünü paylaşımlarla hayata bağlayıcı hale getirme amacı zihinlerde yer edinmelidir.

                Madde ve ruh birliğinin varlık alemine kazandırdığı insan olgusunun iç dünyasını ifade eden ruhsal boyut ile zihni faaliyetlerin anlam bütünlüğünü oluşturan akıl gücü sayesinde irade denen seçme gücü ile insanoğlu kainatın bir zerresi olarak kendi dünyasını sürdürmenin tadını benliğinde eritmektedir.

                Ruh adlı enerjinin maddeye canlılık katması ve ortaya çıkan mekanik yapıyı yönlendiren merkezi akıl gücünün iradeli seçimi ile oluşan psikolojik dünyalar, diğer canlı varlıkların topluluk anlayışını oluşturan sosyolojik gerçekliği ortaya çıkarmaktadır. Bu sayede toplum ve varlık alemi insani olan yaşam alanlarının istenen uyumlu halini, herkese yaşam imkanı sunacak seviyede, evrenin döngüsel akışını sağlayan değişim yasalarını harekete geçirip, zamanın geriye dönülemez olan anlarını varlık aleminde gerçekleştirme imkanı bulur.

                Varlık aleminin küçük bir parçasını oluşturan insanoğlu da mevcut mekanın sürekliliğini sağlayan zaman kavramı sayesinde değişimin sınırsız yükünü bedensel yıpranmanın yıkıcılıyla birleştirerek benliğinde eritmeye çalışır. Son nokta ise bedensel faaliyetlerin yükünü kaldıramaz hale gelen fizyolojik yapğımızın yeter dediği andır. Fiziki yapının, ruhun hareketliliğini ve çevresel etmenlerin yükünü kaldıramadığı, bedensel ihtiyaçların giderilemeyerek mevcut organların işlevini yitirdiği anların son durağı, dünya hayatına son bakışların yönelmesinden sonra kapanan göz kapaklarının bir daha açılamaması anıdır.

                Asıl hayata geçişi sağlayan zamanın durduğu an, yani ölüm anının insan bedeninde yer ettiği an, değişimin de kendi rotasında sonlandığı andır. Bundan sonra zaman da değişim de durağanlaşıp, saatlerin bir öneminin olmadığı asıl gerçek hayata dönüşüm sağlanacaktır.

                Yapılanlar ve edilenlerin hesabının muhakemesi, vicdanlarda ve yaradanın karşısında dile gelen varlıkların söyledikleriyle bize yönlendirilecek ve biz eylemlerimizin, yaptıklarımızın, sorumluluklarımızın, hatalarımızın, yapmaktan kaçındıklarımızın hesabı konusunda vicdanlarımızla baş başa kalacağız. Asıl zor olan da kendi vicdani muhasebemizin altından kalkamamamız sanırım.

                Durdurulamayan zaman ve ölüm anlarının akılımızın bir köşesinde ettiği yer gözetilerek, toplumsal hayatımızın ve sorumluluklarımızın tahlilini yapmak önceliklerimizin başında gelmekte. Kırıcılıktan uzak olan, menfaatlerin değil de insani olanın ağır bastığı ilişkilerin yoğunluğunu sağlamak, sadece iyi olanın gözetildiği ve kötünün ahlaki anlayıştan uzak tutulduğu bir ortam oluşturmak adına çabalar sarf etmek, bir dost muhabbetinde stresten uzak samimi ilişkiler ağını yakalamak, özlenen ortamları hatırlatan zihinsel etkinlikleri gündem edinmek amaç olmalıdır.

                İnsanoğlunun bir noktada düşünmesi gereken olgu, engel olamadığı sonuçları yönlendirmek adına diğer canlı varlıklarla ve varlık alemi ile barışık bir dünya kurma hayalini gerçekleştirme olmalıdır. Çünkü kimseye kalmayan bir dünyanın ve kimsenin engel olamadığı zaman olgusunun birer esiri olarak değişimin son noktasına yolculuğumuzu sürdürüyoruz. Barışık olunan bir hayata ve uyumlu olunan varlıklarla, sonsuz hayatın sınırına varıncaya kadar çatışmasız bir dünyanın masumiyetini yaşamak ilke edinilmelidir.

                Önemli olan anı yaşamaktır. Geçmişi tahlil ederek tecrübe edinme ve geleceği kurgulama adına varlık anını kendi zamanı ile değerlendirerek istenen ortamları yakalamanın çabası insanoğlu tarafından gösterilmelidir.















Yorum ekleYorum ekle
Yorumlar


  Henüz yorum yapılmamış





Bu yazarın diğer yazıları






Anket

12 Eylül Referandumunda Oy'unuz Ne Olacak?
  • EVET
  • HAYIR
  • BOYKOT
  • KARARSIZ
Basın ve Yayın Haber Siteleri