6. Sıkıntılar üzerinde düşünmek insanı dinç/uyanık tutar. Sözde anlatılan çözümün parçası olmanın(Sorunun parçası olacağına çözümün parçası ol.) yolu öncelikle çözüm üzerinde kafa yormak ve/ya mesaisini harcamaktır. Soru(n) üzerinde çokça düşünmeme rağmen çözüm üzerine az düşünmemin sonucu olarak yorumlarım taraflı/öznel/sığ olabilmekle beraber şunu söylemek isterim: Yazı yazmanın da bir hesabının olacağına iman eden birisi olarak bu tarz soru(n)lar üzerinde her şeyden sorgulama/yorumlama/değerlendirme yapabilmek için önce vicdan sahibi olmak gerekir. Vicdanı da burada tamamıyla İslami anlamda sorumlu/duyarlı/iman etmiş bir kalp/ruh olarak anlıyorum.
7. Hayatımdaki tek kutsal/Kuddüs Allah’tır. Onun dışındaki her şey sorgulanabilir/yorumlanabilir/eleştirilebilir mesafededir. Ne ki göz bebeğim/ilk göz ağrım Hz. Peygamber dâhil hata/tutum/davranışlarına karşı uyarıya/vahye muhatap kılınmıştır. (Abese Suresi’nde geçen Abdullah b. Mektum’la gelişen olay mesela) Peygamberi kendi söz/yaşam bütünlüğünde konuyla ilgili olarak şu sözü nakletmek isterim: “… O hayrın komutanı ve rahmet peygamberidir.”(Kütüb-i Sitte, Salâvat Bahsi, 6224)) İşte tam da bu noktada ilk söze atıfta bulunulacaksa savaş küçük cihatsa rahmet kesinlikle büyük cihattır. Savaşın kazandırdıkları yanında rahmetin kazandırdıkları için şu ayet-i kerime de üzerinde çokça düşünülmesi gereken başka bir referans kaynağıdır: “Siz ey iman edenler! Cinayete kurban gidenler hakkında size adil karşılık farz kılındı: Hüre karşılık hür, köleye karşılık köle, kadına karşılık kadın. Bunun üzerine her kim kardeşi tarafından bir şekilde bağışlanırsa, bu bağış makul bir biçimde uygulanmalı, tazminatında ona güzellikle ödenmeli: İşte bu, Rabbiniz katından bir kolaylaştırma ve rahmettir. Kim ki bundan sonra haddi aşarsa, onun için şiddetli bir azap vardır. (Bakara 178)
8. Nasrettin Hoca fıkrasında geçtiği gibi ”Hırsızın hiç mi kabahati yok.”kabilinden meşhur bir sözümüz vardır. Hoca bilirsiniz ismi çokça bilinen ama kim olduğu tartışmalı bir şahsiyet. Bu tartışmalar içinde bana en yakın olan görüş ve aslında en bilimseli şudur:Selçuk Üniversitesi’nden Prof. Mikail Bayram Nasrettin Hoca’yı Ahilik teşkilatının baş mimarı olan ve “Ahi Evran” olarak ünlenen Hace Nasirüd-din Mahmud olarak kabul eder. Bundan yola çıkarak Konya’da (merkez) yaşayan Mevlana ve Kırşehir’de (çevre)hayatını devam ettiren Nasrettin Hoca arasında ciddi bir siyasi mücadeleden bahs eder. Özünde sarayda ve Timur’un himayesinde yaşayan Mevlana ve Timur’a bayrak açan bir Nasrettin Hoca fikri oluşmuştur. Ben en son onun kim olduğundan ziyade temsil ettiği değerler üzerinden yola çıkarak kendisinin de küçük cihadı temsil ettiğine onun karşısında da Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin büyük cihadı temsil ettiğine kanaat getirdim. Açıklama Son gelişen Gazze’ye giden gemilere yapılan saldırıya karşı Gülen Hoca’nın açıklamalarını da bu fıkradakiyle özdeşleştirdim. Şunu açıklama ihtiyacı hissediyorum. Âlimler peygamber varisleridir. Gülen Hoca’da son dönemin önemli/değerli bir âlimidir. Kendisi de elbette ki niyeti/sözleri/eylemleriyle sorgulanmaya/eleştirilmeye/yorumlanmaya değerdir. Benim onun başörtüsü üzerine, Deniz Baykal’la olan konuşması ve nihayetinde Gazze olayıyla ilgili yaptığı açıklamalarla ilgili kanaatim şudur: Bunları maslahat gereği yaptığı açıklamalar olarak düşünüyorum. Bunlara tekzip gelmediğine göre bu açıklamalar şaşırtıcı değil benim için. Çünkü kendisinin İslam ile ilgili algı/yorum/kanaati bellidir. Bu açıklamalar onun İslami hareket/metodu algılayışıyla doğrudan ilgilidir. Bunun sorgulanması/değerlendirilmesi/eleştirilmesi için daha önce dediğim gibi İslami vicdan sahibi olmak gerekir. İslami vicdan sahibi olmayan insanların bütün kanaat/yorumlarını baştan beri kaale almam. Çünkü bu güzel/değerli insanı kuşa kurda yedirmeye niyetim yok. İslam âlimleri kutup yıldızı gibi her daim yönümüzü/yolumuzu aydınlatmaya devam edeceklerdir. O yüzden o açıklamaları sadece yersiz/gereksiz olarak değerlendirebilirim. Çünkü özelikle son olarak yaptığı açıklamalar bir Müslüman olarak içimi burkan aynı şekilde özellikle o gemide olanları rencide edeceğine inandığım açıklamalardı. Çünkü Müslüman müslümanın acısıyla hüzünlenen/içi yanan insandır. Hz. Peygamber müslümanın derdiyle dertlenmeyeni nasıl vasıflandırıyordu acaba?
9. İslami gelenek/anlayıştaki âlim/aydın insan tipi çok yalın ve anlaşılır bir şekilde şöyle tasvir edilmişti: “Sultanın sarayından ve zenginin sofrasından uzak duran” şahsiyet. Ne ki böyle âlim/aydın olarak son dönemde karşımızda duran nadir portreler var değil mi? Hani ben yine de Said-i Nursi’yi anmadan geçmeyeyim. Özetle hayatını/söz ve eylemlerini tanıtmıyor mu acaba yukarıdaki söz. Hangi sultanın sarayında ve zenginin sofrasında görüldü? Kendisini takip ettiğini söyleyen/referans alanların hali nice ola? Onların bilmem kaçıncı sarayda ve sofrada görüldüğünü hangi vicdan sahibi itiraf edecek? Lütfen aynaya bakalım! O güzel insanın dediği gibi hangi cengâver çıkıp diyebiliyor: “Zalimler için yaşasın cehennem!” veya “Saçlarım kadar başım olsa Hak yoluna olsun feda!”
10. Müslüman bir bireyin sınırlarını kim belirler? Elbette ki Allah. Tevfik Fikret bir şiirinde(Haluk’un amentüsü):
“Toprak vatanım, nev’i beşer milletim, insan,
İnsan olur ancak bunu iz’anla, inandım.”
diyerek vatan olarak tüm yeryüzünü millet olarak da tüm insanlık âlemini kabul eden Fikret bunu insan olmanın ilk temeli/olumu/hedefi olarak algılar. Tüm yeryüzü ve tüm insanlık insanlığımızın omurgasını teşkil eder. Müslümanın sadece zihin haritasının değil coğrafyasının sınırları nerde başlar ve biter? Benim buna cevabım şudur: Yeryüzündeki tüm yapay/ayır(ım)ıcı sınırların kalkmasını hararetle savunan/referans alan bir dinin mensubu olduğuna inanan birisiyim. Ne ki bu sınırların içine elbette ki yeryüzünde vatan/devlet olarak konumlan(dırıl)mış tüm oluşumlar elbette ki yukarıdaki düşüncemden bağımsız değildir. Hamas/Taliban/Hizbullah daha önce belirttiğim gibi zalim/işgalcilere karşı dik duruş sergileyen ve bu mücadele/çaba/cihadın da küçük cihad olarak nitelendirilebileceğini belirttim. Bu belirtmem onların dava/anlayış/hareketlerine halel getirmediği gibi olsa olsa onların realite/duruşlarını konumlandırır. Daha önce Afganistan’da Rusya’yı geri püskürten Müslümanların küçük cihadın sonunda büyük cihatlarında gerilediklerini şu anki durumları ortaya koymuyor mu? Filistin’de neden sadece Hamas değil de El Fetih Çözüm olarak dayatılıyor acaba? Lübnan’da son olarak İsrail’e ağır kayıplar verdiren Hizbullah gündemden/sahneden alıkonulmak isteniyor?
Allah hepimizin sırat-ı müstakimde (dosdoğru yol) sabit kılsın ki yolumuzu şaşırmayalım. Yoldan düşenleri olduğu gibi yolunu kaybedenleri de Allah dosdoğru yola iletsin. Sonuçta merhamet sahibi Müslümanlar elbette ki çaba/mücadele/cihatlarına devam edeceklerdir. Zafer Allahtanddır. Gaybı da Allah bilir.