Sabah uyandınız, geceden odanıza dolan Tüpraş’ın kirli havası genzinizi yakmakta, Susamışlığınızla koştuğunuz çeşmeden içtiğiniz su boğazınızı. Havasından mıdır suyundan mıdır dersiniz değişti insanlar veya dönüştü. Canavarlaşıyor muyuz ne?
Uyanıyorsunuz, kahvaltınızı yapıyorsunuz, dışarı çıkacaksınız, aynanın karşısına geçiyorsunuz. Yüzünüzü yıkıyorsunuz, ağzınızı çalkalıyorsunuz. Bir şey hatırlıyorsunuz: Dişlerinizi biliyorsunuz.
Batman sokakları size düşman. Yürürken bildiğiniz insanlar size yabancılaşmış, birbirini bilen insanlar uzak ayrı memleketin insanları. Şehir bir dünya, şehir onlarca millete ayrılmış bir mücadele alanı. Her milletin bir memleketi: ‘ Kardeş, memleket nere?’ ‘Batman’ cevabı yetmez, bilirsiniz ki oralı değildir. Onun Batmanlı olması sizi tatmin etmez, yetmez milliyetçi anlayışlarınızı doyurmaya. İlla ki öğrenmelisiniz hangi memleketten olduğunu. Dünyamız küçük, bir Batman kadar, ufkumuz dar köyümüzün sınırları kadar.
Ne olmuş demeyin, bilediğiniz dişiniz üzerindeki kurumuş kana bakın. Hayıflanıyorsunuz, sizi temsil edecek bir vekili başkente gönderemediğinizden. Başka memleketin adamı gitti diye gücünüzden oldunuz. Olsun siz yine de dişleriniz sivri tutun, yeni savaşa bir yıl kaldı ne de olsa. Sizin aşiretin ve köyün savaşçısını seçtirdiniz mi artık ormanın tacı sizindir. Yeleleriniz kabarır, insanlar gölgenize sığınır, aş ve iş sizden sorulur. Kibir sizi daha bir köyün ‘ağa’sı yapacak. Yok demeyin kardeşinin kanını tatmayan kalmadı bu şehirde.
Gece avlanırsınız ya da gizli kapaklı kapılar ardında. Hak etmediğiniz bir sulağı ele geçirmek için oranın sahibiyle korkunuzdan yüz yüze gelmeden, kasları kuvvetli kaç güç sahibini arakladınız. İyi mi ettiniz şimdi, şimdi o sulağı susayanlara değil kul olduğunuz bu dişililere sundunuz. O sulak alan için kaç kişiyi kötülediniz, küçük düşürücü iftiralarda bulundunuz, bizden değil dedirttiniz. Ne kadar da aşikâr ettiğiniz, boşunaydı saklamanız, dudağınızdan düşerken onların kan damlaları.
Hemşerinizi kollamak için ısırdığınız oldu, doğruyu sorgulamadan. Mutluluk o küçük toprağınızda tozlanmışın hakkı saydınız. Onlarla beraber topyekun ısırdığınız toplulukların sayısı az değildir.
Suçlamayın, ağzı kan kokan dişleri bilenmiş aynı şehrin insanlarını görünce. Isırmaya hazır dişlerinizi saklamayın kendinizden. Siz sadece sıranızı bekleyensiniz. Öyleyse ısırmamışlığınız sizi masum kılmayacaktır açıkta kalmış karınlara ve beyinlere.
Siz küçük ısırıklarınızla yetinin şimdi. Büyük marketten aşağı fiyata satılan bir meyveyi üzerindeki emeği yok sayarak zararına koparmaya çalışın tablacının bedeninden. Ya da ormanın en havalıların toplandığı yerde, ısırığından korktuğunuz büyüklerin artıklarına yamanmaya çalışın.
Siz küçük ısırıklarınızla yetinin şimdi; varlığınızı komşu tüccarın işinin sekteye uğramasına, zarar etmesine bağlayın. Bu yüzden ısırın komşu dükkânı, aynı malı daha aşağıya verin, yeminiz ona varmasın diye gerekirse zararına verin. Yeminiz mutlu, yemlendiğini bilmeden.
Siz dişinizi bilemeyi unutmayın her sabah. Kendi küçük topluluğunuzda kendinizi emniyette hissedebilirsiniz. Unutmamak gerekir ama makamınızı, işinizi, işyerinizi gözetleyen gizli bir çift göz her daim üzerinizdedir. İbret almalısınız yolda yürürken herkesin vücudunda görebileceğiniz diş izlerinden.
Siz bileyin yine de dişlerinizi, komşunuzun oğlu iyi bir iş bulmuş ısırın, çocuğunuzun arkadaşı daha yüksek not almış çocuğunuzu ısırın, gelininiz oğlunuzu sizden daha çok seviyor onu da ısırın, takımınız yenilmiş karşı tarafı ısırın… Küçük veya büyük av yok, düşmana gerek yok. Sevdiklerinizi de… Isırın… Isırın.
Siz yine de bileyin dişlerinizi, unutmayın.
Not: Bu yazı ilk ve de zor bir yazı oldu. Sebebi de sevdiğim yüreğine ve de tabii ki kalemine çok güvendiğim Ercan Ağabey’e üstün bir gayretin sonucu olarak yazdırılmıştır.(Ali İhsan Akdemir)