Yüz yıllardır müslümanlar yeryüzünde cemiyet, cemaat, tarikat, dernek, örgüt ve parti oldular.
Hatta dönem dönem muktedir olmasalar bile iktidar da oldular. Yoklukla olduğu gibi varlıkla da imtihan oldular.
Yoksulukta umutsuzluktan, servetle de şımarıklıktan test edildiler. Bu dönem Müslümanları kendilerine bir üçgen hayat kurdular. Bu; iş, ev ve bağlı bulundukları oluşumları idi, bu üçgen hayatla dünyalarını ve ahiretlerini kurtarılmış sandılar. Sokaktan ilgisizdiler ve bihaberdiler.
Evet; en büyük hastalık olan grupçuluk, cemiyet ve cemaat içinde bile kabilecilikten kurtulamadılar. Ve en önemlisi her şey oldular ama üzülerek belirteyim ki ümmet olamadılar.
Müslümanlar ümmet bilinç ve sorumluluğunda olabilselerdi; Kudüs işgal edilemezdi, Gazze de katliam yapılamazdı, Mavi Marmara gemisinde vahşet uygulanamazdı, Irak’ta faşist Saddam iktidara gelemezdi, hasbel kader iktidara gelse bile Halepçe katliamını gerçekleştiremezdi, en küçük insan hakları ihlalinin hesabını ümmet sorardı.
Saddam demişken bu arada onunla ilgili bir anekdotumu da aktarayım;
Birinci Körfez savaşıydı; ABD ve müttefikleri Bağdat’ı havadan bombalıyorlardı, bu arada İmamı Azam Ebu Hanife’nin türbesi de bu bombalardan nasibini alıyordu. Bu da kamuoyunda büyük tepkiye hatta infale neden oluyordu. İlk Cuma Batman’da bir imam duygulu ,heyecanlı bir hutbe irad ederek cemaati ağlatıyordu. Ben bu durumu öğrenince akşam imamı aradım ve şu cümleyi kullandım; ”Amerika’ya olan kinimiz bizi Saddamcı, Saddam’a olan kinimiz bizi Amerikancı kılmasın. Müslüman hiçbir zaman bir zalime karşı diğer bir zalimden yana olamaz.”
Evet; müslümanlar ümmet olabilselerdi Diyarbakır cezaevinde insanlık dışı işkenceler yaşanmazdı. Mardin’in bir köyünde, bir muhtara insan dışkısı yedirilmezdi, yedirilemezdi, hesabınıda AB insan hakları mahkemesine bırakmazdı. Müslümanlar ümmet olabilselerdi yeryüzüne barış gelirdi, yeryüzünde zulüm olamazdı. Ümmet yalnız ve yalnız mazlumların, mustaazafların haklarını korur. İster Müslüman olsun ister olmasın hiç fark etmez, hatta zalimler Müslüman olsa bile zalime karşı şuur ve bilinciyle hareket ederler.
Evet; ümmet olmak Müslümanların bir vücut olmasıdır, vücudun her hangi bir azasının acısını bütün vücudun hissetmesi gibi, yeryüzünün neresinde olursa olsun mazlumların acısını hissetmesidir.
Evet; ümmet olmak “ coğarafyası, kavmi, rengi, mezhebi, cemaati ne olursa olsun bir birinin acısını hissetmesi, acısını paylaşması olayıdır. 'Bir ve birlik' olma ve aynı heyecanı paylaşmaktır. Burada önemli olan görev ve sorumluluk bilinciyle hareket edebilmektir. Bu sorumluluk bilincinde olan az da olsa ümmet olmuş müslümanlar vardır. Bunlar dün Hama'ya ağlayanlar, Halepçe’ye ve Saray Bosna’ya koşanlardır. Onlar her defasında Filistin’in acısını yüreğinde duyup bunu paylaşma yollarını arayanlardır. Filistin halkını vicdanı olmayan siyonist İsrail rejimine terk etmeyenlerdir.
Dün olduğu gibi bugün de insanlığa iyiliği emir, kötülüğü de men eden bir topluluk vardır.
Evet; Türkiye’nin ve dünyanın her yerinde, daha dün İngiltere’de katil İsraili kınayan mitinglere tanıklık ediyoruz. Üç yıldır kuşatma ve ambargo altında yaşamaya çalışan, zulme direnen Gazze halkına insani yardım yapmaya çalışan insanların eylemini destekliyor ve bu uğurda şehit ve gazi olan bu yiğit insanları saygıyla anıyorum.
Hülasa; Selahaddin Eyyubi Kudüs’e son haçlı seferini de püskürtünce Kudüs önlerine kadar gelmiş, savaşacak gücü kalmamış İngiltere de karışınca geri dönmek zorunda kalan İngiltere kralı aslan yürekli Richard şu sözleri söylemiştir ;
“ Selahaddin Eyyubi sağ oldukça , Müslümanlar bir ve beraber oldukça Kudüs’ü Müslümanlardan alamayız “ .
.. Ve geri dönmüştür.
Vesselam...