Sınıfa girdiğini, sandalyesine geçip oturduğunu kimse fark etmemişti bile. Öğrencilerde en ufak bir kıpırdama, gözlerinde en ufak bir parıltı yoktu. Kasvetli havayı nasıl dağıtacağını düşündü… Bir yol bulamayınca sınıf defterini açıp başladı yoklamayı almaya…
- Güneş
- Ailesinin maddi durumu iyi değil hocam, anne-baba boşanmış durumda, kardeşi Dolunay’a bakmak, bir simit parasını çıkarmak için gece vakti de çalışıyor. Güneş, bu sabah yine uyanamadı galiba…
- Emek
- O en çalışkanımızdı, canını dişine takar, alın teri akıtır, hak yemez bir arkadaşımızdı. El attığı her işte başarılı oluyordu. Lakin öyle ki herkes ondan çalmaya başladı, onun terine kem gözler üşüştü. Sesini yükseltince de Sürgün Lisesi’ne gönderildi.
- Çiçek
- Çiçek’in babası bir bahçıvan. Onu servis ile okula gönderecek imkânlara sahip değil. Dolayısı ile okula yayan geliyor. Gelirken kötü insanlar kendisine zarar veriyor diye okulu bıraktı.
- Su
- Hocam bu kirli çevreden o da nasibini aldı. Nerde bir çöp, bir pislik yatağı varsa oraya çekildi. Okulda eski verimliliği yoktu, öyle ki sadece biz değil, bütün toplum ondan şikâyetçiydi. Faydadan daha çok zarar veriyordu. Ondan bihaberiz.
- Sevgi
- Sevgi mi hocam? Biliyorum gözleriniz en çok onu arıyor. Sevgi hepimizde kendine özgü bir albeni taşırdı. Adeta ruhun kendisinden rengini alırdı. Kalplerdeki o lâtif kıpırtı, aşkın inceliklerini tamamlayan o sıcaklık da yok maalesef. O devamsızlıktan kaldı…
- Özgür
- Bilirsiniz sesi güzeldi Özgür’ün. Dostluğa dost, hayatın gülen yüzüydü o. Özlemlerini, duygularını, sevincini şiirlerle dile getirir, şarkılar söylerdi. Yazıp bestelediği bir şiirden dolayı ceza evine aldılar.
- Umut
Uzaklardaki bakışlar birden yere düştü. Çığlık çığlık bir hüzün açtı bütün gözlerde.
- Umut, yerel bir gazetede yazı yazıyordu, hayallerini anlattığı bir yazısından dolayı, bir önceki derste de Umut’a kelepçe takıp Özgür, yalnızlık çekmesin diye yanına gönderdiler.
- Üslup
- Baktı insanlar gün geçtikçe kötülükte çıldırmışçasına birbirleriyle yarışıyorlar. Az önce “yok” yazdığınız en iyi arkadaşlarının yokluğuna dayanamayıp psikolojik sorunlar yaşadı, sokaklara düştü.
- İnanç
- Herkes onun yaşının çok büyük olduğunu, çağdaş eğitime uyum sağlayamadığını, fennî bilimlere ayak bağı olduğunu ve gereksizliğine karar vermişti. Onu “vicdan” diye bir yere tıktıklarını duyduk. Ancak orda rahat edermiş. Onu soranımız da yok. Onu unuttuk diye öksüzlüğümüz, unuttuk diye yetimliğimiz…
- Hakkı
- İnanç o daracık kafese tıkılınca herkes başkasının hakkını yemeğe başladı. Kimse kimsenin hakkını gözetmedi. Kim güçlüyse o haklıydı. Güç odakları darbe ile Hakkı’nın bütün yetkilerini aldılar.
- Barış
Herkes sustu, gitgide kalabalıklaşan sessizlik acıtıyordu yürekleri. Kor kor yanan bir yangın değil, derinleşen bir yaraydı. Bütün gözler birbirinden kaçıyordu harf harf.
- Okula gelmesine gerek yokmuş. Eğitim-öğretim sezonu bitiminde diplomasını vereceklermiş. Barış susturuldu hocam…
- Savaş
- Ben buradayım hocam. Hiç devamsızlık yapmadım, torunlarımız benim adımla yaşasınlar diye yirmi dört saat çalışıyorum. Yeryüzünü adımın rengine boyayacağım.
- Huzur
- Olanlara karşı son derece daralmıştı. Kirlenen ruh ağır mı ağır! Bir düğün yemeğinde kapağı kalkmış bir kazandan yayılan yanık kokusu gibi fokur fokurdu. Daha ilk derste kaçtı.
- Adalet
- O hiç yok, okula hiç gelmedi, onu kimse tanımıyor. Büyüklerimize sorduk, onlar da Adalet’i tanımıyorlar. Galiba o yabancı uyruklu.
- Hayat
- Renkler azalıyordu bir bir, temiz hava memleketin hiçbir yerinde yoktu. Hayat, kötü öksürüyordu, karaciğer kanserinden öldü, yaşamıyor artık.
Her cevap öğretmenin yüreğine bir kor gibi düşüyordu. Derinleşen ağlayışlar! Sanki bir yeraltı nehri çağlıyordu…
- Sizler yokken tıklım tıklım bir yalnızlık doluyor gönlüme. Bakmayın bana öyle çocuklar. Gözleriniz, gözlerinizdeki güneşi ben vurmadım. Düşüncelerinizdeki bu bulanıklık, bu kültürel çatışmalar, önyargılar, yanlış anlamalar, bakışlarınıza sirayet eden güvensizlik, belirsizlik, endişe ve şiddet, bu şartlanmış tedirginlik, bu sevme engelli kalpler söyleyin benim eserim mi? Hiçbir şey bakışlarınızın aydınlığını karartmasın. Hani elleriniz? Tuttukça orman orman kalabalıklaştığım... Uzatın ellerinizi!..