Otuz iki ülkeden ortak vicdana ve ortak fıtrata kulak veren değişik din, ırk ve coğrafyalardan yaklaşık yedi yüz kahraman, insaniyet sınavında kalmış bir gücü muhatap alma pahasına Gazze’ye insani yardım götürme projeleri, insanlık sicilini arındıracak kadar onurlu bir girişimdir.
Kirlenmiş çağımızda bir eylem, ancak bu kadar saf, katıksız ve muazzez olabilir. Ulusal sınırları aşan kavmi, dini ve siyasal dünya görüşlerinin kategorik sınırlarını zorlayan vicdani bir ruhla Akdeniz sularına açılmak Nuh’un gemisi kadar heyecan verici…
Gemide Nuh’un mesajını müdrik seçkin bir kadronun olması, bu girişimin makuliyet ve meşruiyetini, samimiyet ve ciddiyetini ifade edici yeterli bir delildir.
Bir eylem ancak bu kadar masum olabilir… Yükü ilaç olan çocuk oyuncakları olan eğitim malzemeleri olan gemiler “Nuh’un gemileri” olma kimliğini hak edecek niteliklerdir.
Bizim merhametimiz, insaniyetimiz, adaletimiz Siyonist çete terör devletini, destekçileri emperyalist güçleri, işbirlikçi Arap rejimlerini yarınlarda bu eylemi Dünya çocuklarına ifade edebilmede acziyet içerisine düşürecektir.
Kutsalları merkeze alan bir dünya görüşü, kuşkusuz Salih amelleri bereketlendirecek bir çaba içerisinde olmalıdır.Salih amellerimizi Rabbimizin katında bize şefaate dönüştürebilecek ve toplumsal şahitliğimizde hayat algımıza anlam katacak bir pratikle sonuçlandırdığımızda, tarihin her döneminde olduğu gibi bunun bir bedeli olduğunu da unutmamalıyız. Tarihe anlam katan, temiz fıtratlara ruh veren, hep onurlu çabalar olmuştur. İnsana emanet olarak verilen sınırlı ömrü nefsaniyetimizin zebunu olma pahasında hırslarımıza, tutkularımıza, aldanışlarımıza zemin hazırlayıcı bir girdaba dönüştürmüyor muyuz? Kutsal metinlerde okuduğumuz derin hikmetli söylemleri dış dünyamızda temsiliyet sınavını ne kadar verebiliyoruz? Ehlileşen, yılgınlaşan/yılgınlaştırılan ümmetin cesur evlatları darmadağın olmuş, sömürge haline dönüştürülmüş yer altı ve yer üstü varlıkları çağdaş Ebrehe orduları tarafından talan edilmiş ümmetin yetim çocuklarına en ağır bedelleri ödeme pahasına Akdeniz kadar geniş yürekleriyle bir destan yazdılar bu coğrafyaya…
Kimi yeni evli, kimi torun sahibi, kimi ak saçlı, kimi evlilik hayalinde olan, kimi bir yaşında bir bebek, kimi Hrıstiyan, kimi Müslüman, kimi anne, kimi iş adamı… Nuh’un gemisine layık yolcular…
Siyonist çete devleti ve işbirlikçileri olan emperyalist güçleri bugün tanımıyoruz…
Dün Cezayir’de, Somali’de, Bosna Hersek’te,Vietnam’da, bugün Afganistan’da, Irak’ta milyonlarca insanımızı yetim bırakmalarıyla tanıyoruz… Kirletilen ırzlarla tanıyoruz… İfsad edilen ekinler ve nesillerle tanıyoruz…
Türkiye bu gündemde sınavını iyi verdiğine inanıyorum. İslam dünyasının hiçbir yerinde Türkiye’de oluşan duyarlılık boyutunda bir refleksi göremiyoruz.
Mavi Marmara olayı Türkiye’deki sosyal ve siyasal analizler açısından bizi önemli tespitlerle yüzleştirmiştir. Özgürlükçü, insan hak ve özgürlüklerine sahip çıkmayı, insan onurunu önemseme, zulme karşı çıkma gibi temel hassasiyetleri referans alan çevreler özellikle bölgemizde yakıcı zulme karşı çıkmayı her fırsatta ön planda tutan BDP ve çevrelerinin bu konudaki sessizlikleri düşündürücü… Batman Diyarbakır Caddesindeki kaldırımlarda insanlık onuru için yürüyen insanlara aval aval bakma cehaletini sergileyen insanları Allah’a havale etmeli…
Bölgemizde bunca güçlü tarikatların bu duyarlılıklara katılmamaları ve kimi İslami çevrelerin anlaşılmaz tatlı su İslamcılıkları ne zamana kadar sığınılan üstadların, hoca efendilerin, kimi cemaat önderlerinin veya ağabeylerinin iradelerinde tıkanma ataletiyle devam edecektir?
Vesselam…