1.52
1.93
60,608
Şefik SEVİM

DÜŞÜNCE UFKU

Şefik SEVİM


21 Aralık 2008
font boyutu küçülsün büyüsün

Değerler ve Değişim


Hayatı anlamlı hale getirme duygu ve dinamiklerle yaratılan insan ,kendi bünyesinin pencerelerini modernizmin çok boyutlu mikroplarına açmakla özünde taşıdığı kendi sermayesine karşı bünyesel ve fiziksel şartlar açısından ne yazık ki bazı iç ve dış etkenlere yenilerek bir nimetler dünyası/ kaynağı olması gereken varlığını anlamsızlaştırmıştır.

      Bu anlamsızlaştırma sürecini hızlandıran birincil durumdaki fail ve müsebbibin kendimiz olduğu gerçeğini kabul etmeliyiz.

      “modern insan kurnazlığı” ile her olumsuzluğun arkasında kendi dışımızda suçlular arama/ bulma refleksi, her şeyin ortaya serileceği,ilahi bir şeffaflıkla netleşeceği günde mazeret olarak kabul edilemeyeceği bilinmelidir.

      Bir müminin bakış açısıyla (ilmi halimizi) değerlendirdiğimizde,konuşulacak,yazıla-

cak yakıcı gerçeklerimizin çok olduğu kesin.

      Modernizmin çok boyutlu kuşatılmışlığı karşısında bedenimizde,yüreğimizde ve zihnimizde açılan derin gediklerin,farazi fantastik söylemlerle,birbirimize karşı samimi olmayan politik menfaatçi duruşlarla,diyalektik söylemlerin uçuştuğu dağdağalı entelektüel gündem ve ortamlarla “ tatlı su Müslümanlığı” muhabbetleriyle kapatılamayacağı bilinmelidir. 

Tarihin hiçbir döneminde ilahi değerler sisteminin pratik günlük yaşantımıza yansıması gereken ameli boyutunun bu kadar yapay bir zemine kaydığı görülmemiştir.

      Azgınlaşan nefislerimizin neticesinde erdeme,adalete ve dostluğa dair hayatımıza bereket katan kavramların ; vefanın ,şükrün,paylaşımın,nezaketin,sadakatin,cesaretin,hikme-

tin,dürüstlüğün bu kadar hoyratça aşındırıldığı görülmemiştir.

      Bizi kuşatan küresel ifsada karşı yapmamız gereken bu ifsad atmosferinden arınmamı-

zı sağlayacak dinamiklerimize sarılmamızdır.

      Bırakın bu dinamiklerimize toplum olarak sarılıp birbirimizin önünü açmayı,savurgan bir mirasyedi tarzıyla dinamiklerimizi tüketerek kendi elimizle sonumuzu hazırlıyoruz.halbuki beslenmemiz gereken kaynak kaldıramayacağımız yükten sorumlu olmayacağımızı belirtir.Kaldırabileceğimiz kadar yükü kaldırma imkan ve gücüne,bilgisine,

Sermayesine sahipken bundan imtina edip süreci tabii bir halmiş gibi içselleştirmek,uyarı farziyetimizi gündemleştirmeyi gerekli kılmaktadır.Kaygımız budur.Yoksa güven bunalımı tellallığı yapmak değil.

      Son ilahi vahyin özündeki hukuki ve ameli boyut hiçbir din ve sistemle kıyaslanmaya-

cakzengin bir tema ile işlenmesine rağmen Müslümanların bu alanda göz ardı edilmeyecek boyutta duyarsızlık içinde oluşu onların çözülüş sürecini hızlandırmış,güven bunalımı gibi  

fitne ortamlarını tetikleyen zeminlere yol açmıştır.

      Ancak yaşanmakla güzel olan ve kendilerinden bir haz alınabilen vefa,sadakat,şükür,

İncelik,dürüstlük gibi müminler arasında gelenekleşmesi gereken bu değerlerimiz,zor günlerimizin en büyük teselli kaynağı durumuna dönüşebileceği temsili bir şahsi manevi hüviyetine bürünürler.

      Bu değerlerimizle şekillenmesi gereken amel boyutumuz fakirleştikçe,zaaflarımız da azgınlaşacak ,kontrol dışı ,hikmetsiz,samimiyetten uzak,mekanik ve ruhsuz bir diyalog karmaşası yaşanacaktır.Bunun neticesi de kadim ve soylu dostluklar yerine günübirlik ,köksüz ve sezonluk ilişkiler gelişecektir.ayak alışkanlığı,doku bütünlüğü,kan bağı,mesleki birliktelik

Ve sınıf uyumu gibi  sathilik ifade eden değerler formundan uzak gününü gün eden bedelsiz bir yaşam tarzı/felsefesi oluşacaktır.Söz konusu bu yaşam tarzını sorgulama,”zerre kadar her bir amelin/davranışın/niyetin hesabının verileceğine” iman eden bir mümin için ibadi bir sorumluluktur.

      Modern yaşamdan,bürokrasiden,resmi kalıplarımızdan/şablonlarımızdan ve hesapları-

mızdan,hava  ve gürültü kirliliği ile bizleri bunaltan metropollerin gergin psikolojiden tüketim damarlarımızı kabartan mega marketlerin cazibeli vitrinlerinden , Kuranın ifadesi ile bir sınav olan evladı iyalimizden ara sıra uzaklaşıp Allahın en büyük  ayeti olan tabiatla bütünleşip sağlıklı bir zihin yapısıyla muhasebe ve murakabemizi yaparak söz konusu bu kavram ve değerlerimizin pratiğimizde neye tekabül  ettiğine dair  zihinsel bir inşa ve yoğunlaşmanın öneminin farkında olmalıyız artık…

      Bu mübarek değer ve dinamiklerimizin hayatımızda arzulanan bir anlam dünyasını yakalayamamasının en büyük müsebbibi bireyselcilik fitnesidir. Çünkü bireysel anlamda duygusuzlaşma toplumsal boyutta duyarsızlığı ve neticesinde sorumsuzluğu yaratır. Bunun doğal sonucu da fert “kendini yeterli görür .” Kendini yeterli görme psikolojisi de topluma ruh katan en yüce duyguların başında olan merhameti öldürür.

      Kainattaki dengeyi bozucu unsurlar olan,küresel ısınma ,kimyasal artıklar,ahlaki yozlaşma,emperyalist hesaplar,açlık sorunu,sokak çocukları vb…arka planında ilahi değerler sisteminden uzaklaşma ve neticesi olan “duygusuzluk” (merhametsizlik) sorununun yattığı unutulmamalıdır.Çünkü merhamet,terbiye edilmiş/disiplinize olmuş insanın hikmetli duruşunu sağlamlaştıran güçtür.Katıksız ,iyi niyetli olan müslümanın “saf” olarak kabul edildiği,ehliyet ve takvanın değil,”bilgi kirliliğine” dayalı şovların önemsendiği, müslümanca inceliği birbirimizden adeta esirgeme yarışına girdiğimiz bu süreçte vahiye sığınarak ancak teselli bulabiliriz.

      Fani olan tüm statülerden ve hesaplardan,kazançlardan ve umutlardan ,beklentilerden ve zevklerden rabbimize sığınarak onurlu yaşayanlarla onursuzların,izzet ve şerefi esas alanlarla zilleti tercih edenlerin hesap vereceği  günün tesellisine sığınarak….vesselam. 















Yorum ekleYorum ekle
Yorumlar (5)
  • nedimullah hayrani / 1 Ocak 2009 13:33

    ...ve kutluyorum
  • cemşit kabız / 24 Aralık 2008 09:57

    sayın sevim

    parmak basıyor ve katılıyorum.
  • münevver akın / 22 Aralık 2008 16:31

    :::::

    ö.gültekin size katılıyorum çok güzel bir yorum yazmışsınız..
  • Ö.GÜLTEKİN / 22 Aralık 2008 12:32

    PEKİ NE YAPMALI?

    Yaraya parmak bastın... tuz - biber ektin hocam. Müslüman dünyanın kahir ekseriyeti medeniyet tarihi sürecinde geldikleri durakta kadim geleneğe rağmen, her mirasyedi gibi geçmişe methiyeler dizerek maalesef hiç bir şey üretemeden zamanın sırtında "asalak" bir hayat sürdürmeye devam ediyor hiç ölmeyecekmiş gibi... Sünnetullahı unutmuş, kaçamak fetvalarla "korsan fıkıh" üreterek MUHAMMEDİ geleneğin sürdürülebileceğini vehm ediyoruz . İnsanın kendi nefsindekini değitirmedikçe Rahman u Rahimin onların hallerini değiştirmeyeceği hakikatini unutarak, diri hayatın içine yeniden dirilebileceğimizi zannediyoruz... Peki ne yapmalı? Ademi safiyanelikle " Rabbim ben nefsime zulmettim beni bağışla" yakarışıyla Rabbe iltica edip Muhammedi bir tevazuyla hayata dönmek ve oradan yürüyüşe koyulmaya başlamak lazım. Allah u Tealanın her an yeni bir işte olduğu şuuruyla Hayatın ancak korku ve ümit arasında bir yer tutma dengesiyle yaşanır olabileceğini unutmayarak... Ekinin ve neslin bozulduğu yerde rahmetin rahminde yeşermek ve yeniden diri hayatın içine dipdiri doğmak umudu ve dileğiyle ....
  • münevver akın / 21 Aralık 2008 16:53

    ::::::::::::

    yüreğinize sağlık..




Bu yazarın diğer yazıları