Modern dünya,bizleri tüm köklerimizden,fıtratın ön gördüğü soylu duruştan, metafiziğin,
Sünnetullah diye tabir ettiğimiz tabii yasalarından,ahlaki erdemlerinden alabildiğince uzak-
laştırdığı bir süreci yaşıyoruz.
Modernizm, popüler kültür aracılığıyla modern algıya karşı muhalif olma iddiasında olan çabaların duyargalarını kopararak söz konusu muhalif çaba ve adresleri can evinden
vurmaktadır.
Popüler kültür, globalleşen dünyada,sicillerinde büyük dünya savaşlarındaki milyonlarca
ölümlerin,salgın hastalıkların,işgallerin,insanlık dışı kampların olduğu egemenlerin ilahi o-
lana dair hayat algısını öteleyen seküler beşeri sistemlerin bir ürünüdür.
Dayatılan popüler kültür sayesinde insanlar, mekanikleştirilmekte,hayata anlam katan,
keyfiyet kazandıran ve hayatın mayası diyebileceğimiz tüm şiarlar ve ülvilikler yok edilmek
istenmektedir.Sorumluluk,merhamet,paylaşım gibi disiplinler,tahrik edilen,kışkırtılan, günü
birlik heva ve heveslere kurban edilebilmektedir.Toplumsal ifsatta etkin rol alan TV,internet,
cep telefonları,vitrinler,futbol vs. unsurlar fiziki sınır tanımayan bir fonksiyonel güç olarak,
kitleleri ateş çukuruna doğru itmektedir.
Futbolun, stadyumlarıyla,amigolarıyla,maç sonuçlarına bağlı olarak geçirilen kalp
krizleri ve intiharlarıyla,şikeleri ve ranta dayalı transferleriyle,bir dönemler Rıdvan Dilmen
için “sen şeytansan biz sana tapmaya hazırız.” Kitlesel sloganlarıyla, “en büyük….” Diye baş-
layan rutinleşen sloganlarıyla, Erman ile Şansalın saatlerce polemiklerine tıkanan onbinlerce
insanın aile bireyleriyle iletişiminde sorunlu bir zemini yaratabilecek kadar mekanikleşen
yaşam tarzlarıyla ,kitleler,popüler kültürün sunduğu adeta “yeni” “modern” bir din fenomeni
ile yaşadıkları toplumdan,temel insani sorumluluklarından izole edilmeye çalışılmaktadır.
Sporun kaynaştırıcı, ruh sağlığını dengeleyici,sosyalleştirici yönünü tamimiyle aşan aksine
toplumu yapay gündemlerle kamplaşmaya götürme durumuna gelmiştir.
Sokakta her iki vatandaştan birinin kulağına dayadığı cep telefonuyla görülmesi, keli-
menin tam anlamıyla görüntü kirliliğidir.Sokakta Allah’ın selam ve merhametini birbirinden
esirger hale gelen milyonlar,yarınlarımız açısından hiç de sağlıklı bir gelecek vaat etmiyor.
Cep telefonları sayesinde şehir içi ulaşım araçlarında, onlarca insanın birbirlerinin özellerini
öğrenebilme görgüsüzlüğünü doğal bir davranış gibi görme pişkinliği de işin çabası…
Mezar kazıyıcılarından tutun cemaatin ilk saflarında namaza duran vatandaşa kadar
cep telefonlarından yükselen zurnalı-kemençeli parçalar,din görevlerin tecvitli kıraatlerine ve hüzünlü telkin metinlerine karışarak popüler kültür sayesinde hem nasıl bir “mümin” ve hem
nasıl “modern” olunabileceğini bize göstermekte… Bu flulaşma hali Avrupalı genç kuşak
turistlerin Meryemana ‘da flört kaçamaklarına kadar varabilmektedir.
Kontrol dışı internet ağları ve çanak kültürünün aileyi nasıl buharlaştırdığının farkında
olan,bu duyarlılıkla teknolojik gelişmeleri hayır üzere değerlendirebilen kaç ebeveyn var?
Anadolu da ve Doğuda yirmi yıl önce açık ve blucinli bir genç kızın bir bankta erkek
arkadaşlarıyla oturması karşısında toplumsal yargı ne olurdu acaba ?Toplumsal bünye bu dav-
ranışı veya bu iletişim tarzını ne kadar sindirebilirdi?
Popüler kültür ,oluşturduğu yapay cazibe alanlarla doğal yaşamın kimyasını bozmaya
kararlı.Modernleşmeyle beraber köylerin eski ismini bilen ,babasının ninesinin ismini bilen
kaç gencimiz var? Kaç genç kızımız doğduğu köyde babasıyla yıldızları izlemeyi,romantik bir
dizi izlemeye tercih edebilme ruh haline sahip..Kaç nefis lüks bir arabanın direksiyonuna ge-
çerken mustağnileşmiyor? Toprak damlarımızın çardağındaki ağustos uykusunun tadına kaç
kişi varabiliyor?Asansöre binerken kaç insanımız birbirine sırtını dönmüyor? Kaçımız mega
marketlerin cazibeli vitrinlerini önemsemeyip,bir mahalle bakkalından köy yoğurduğumuzu dostluk da harmanlayarak (kredi kartı çekmeden) satın alabilme inceliğini gösterebiliyoruz?
Kaçımız aile ziyaretlerimizde TV ye takılmayıp rahmanın ayetlerini birbirimize hatır
latıyoruz?
Kaç anne dizileri izlemeden erken uyanıp çocuklarını sabah namazına kaldırma so-
rumluluğunu /endişesini taşıyor?
Kaç insanımız popüler kültürün bize dayattığı kalıplara /bakış açılarına aldanmayıp
İlköğretim 7.sınıfa giden bir kız çocuğuna başörtünün ne kadar yakıştığını ve bunun moder-
nizme nasıl bir meydan okuyuş olduğunun bilincinde…
Kutsalları öteleyen eğitim anlayışımızla,popüler kültürün fıtrata ve tabii yaşama ve
bu yaşama dair tüm güzelliklere karşı açtığı savaştan ekinimizi ve neslimizi kurtarabilir
miyiz?sorusu her adil ve akil bir insan için yakıcı bir gündem olmalıdır.
Ne yazık ki hakikati inkara şartlanmış güç odakları, böyle bir kirli süreci kendi ege-
menlik alanlarını genişletmek için önemsemekte,bu fıtrata aykırı gelişmeyi tüm güçleriyle
desteklemektedirler.
Popüler kültürün dayattığı bireyselcilik , kendisiyle hayatın tadına vardığımız tüm hayati
damarlarımızı kesme,dinamiklerimizi öldürme çabasında….Duygusuz,merhametsiz,kendini
merkeze alan,egoist bir insan tipi üretilerek,bir kast sınıfı /sistemi oluşturulmak istenmekte-
dir.Yetimi anlamayan,yoksulluğun sosyolojisini anlamak istemeyen sarp bir yokuşa sürükle-
mekte bizi …
Pop kültür sayesinde keyfiyeti ölmüş,ehlileşmiş yığınlar ve sahip oldukları psikoloji,
“benim bu hayata dair söyleyeceklerim ve yapacaklarım vardır.”iddiasında olan her erdemli
İnsanı ürkütmektedir.
İnsan olma kimliğimizdeki mayayı oluşturan meleki yönümüz (iffet,haya,adalet,akıl,
sorumluluk vs.) öldürülmek istenmekte,sadece hayvani boyut (yeme ,içme,uyku ,üreme vs.)
ön plana çıkarılmak istenmektedir.
Musa (a.s) ve yardımcısı Harun(a.s) bir daha gönderilmeyeceklerine göre, kurtarıcı
mehdinin gelişi tartışmalı olduğuna göre elimizdeki en mübarek beslenme kaynağımız olan
Kur’an dan ve onun tefsiri durumunda olan peygamberimizin yaşamından beslenerek çağın
kirlenmişliğine karşı ancak arınabiliriz. Vesselam…