1.50
1.93
60,884
Şefik SEVİM

DÜŞÜNCE UFKU

Şefik SEVİM


8 Kasım 2008
font boyutu küçülsün büyüsün

Cehalet


         “Cehl “kökünden bilgisizlik anlamına gelir.Bir şeye olduğundan başka bir şekilde inanmak,bir şeyi gerçeği dışında bilmek,anlamak ve buna göre amel etmektir..Bilmemek ; bilgi ve görgüden yoksun olmak anlamında bir mastar…

         Kuran-ı kerimde 4 ayette “cehalet “şeklinde 20 ayette de aynı kökten gelen isim ve filler şeklinde geçmektedir.

         Cahiliye ,İslam öncesi ve İslam dışı insanın ve toplumun yaşama tarzı demektir.

         Kur’an-ı kerimin genel çerçevesini çizdiği ilahi değerlere paralellik göstermeyen her türlü düşünce,yorum ve yaklaşım bilgi kaynağı olma noktasında batıldır.Hayata ,insana ve eşyaya dair ilim ile hikmeti elçileri aracılığıyla ve onların dilleriyle gönderen ve aynı zaman-da kevni alemi terbiye etme,düzene koyma,bunun ilke ve esaslarını belirleme hakkını kendinde gören Allah,aynı zamanda fıtrata uygun bilginin kodlarını da hayatın merkezinde tutmuştur.İnsana da onu bulma,idrak etme yeteneği ve iradesini vermiştir.Bu çaba,hakikati bulma çabasıdır ve hayatın mayası onda saklıdır.Bu arayış, elçilerin “tebliğ” sıfatına tekabül eder.

         Ragıb İsfahaniye göre ,hayatla bilgi arasındaki sıkı ilişkiden dolayı Kur’anda ilim,

”ruh” kelimesiyle de ifade edilmiştir.(42/52)

         “Müslüman olma” kimliğini kabullenen bir insan için, bir kavramın,bir gündemin

veya bir sorunun netliğe kavuşmasının en sahih yolu, vahiyden beslenmemizdir.

           Kur’an-ı Kerimde peygamberimizin cehalete ve cahillere karşı ciddi bir şekilde   uyarılması (6/35),hataların cehaletin bir neticesi olduğu gerçeğinin (6/54),müşriklerin bir özelliği olarak zikredilmesi(6/111),Musa (a.s) ın İsrailoğulları için de cahil kavramını kullanması (7/138),cehaletin basireti örten bir sorun olduğu gerçeğine dikkat çekmesi (2 /273),zanna zemin oluşturduğu (3/154),Nuh kavmi- için de cahil tespitinde bulunması(11/29),peygamberimizin cahilleri muhatap almaması için uyarılması(7/199) ,cehaletten soyutlanma niyazının Hz. Yusuf’ta da görülmesi (12/33),Müminlerin bir özelliğinin de cahillere yüz vermemeleri, onları muhatap almamalarının işlenmesi (25/63) ,keyfiyetsiz ortam ve gündemlerin cehaletin semeresi

olarak görülmesi(28/55),bu tespitlere ilaveten Kur’an-ın, cehaleti ilahi değerlere karşı alternatif bir güç olarak işlemesi ve bunu cahiliye olarak nitelendirmesi(48/26),kendilerini cehaletle kuşatanların bunun bedeli olan fitneyi de tatmak durumunda kalacaklarının işlenmesi (51/11-14),cehaletin hayatın anlam ve hikmeti açısından ne kadar olumsuz ve -

yakıcı bir sorun olarak durduğu gerçeğiyle bizleri yüzleştirmektedir.

         Cehalet,bir metnin okunup yazılmaması değildir.Cehalet,kapasitemizin kaldırabi-leceği ölçekte fıtri bazı tahammüllerimizin hayatın anlam dünyasından kopuk kalmasıdır.

Bilgi,arayış, tecrübe, görme gibi nimetlerin sağlıklı bir şekilde değerlendirilememesidir.          Vakıanın iyi okunamamasıdır.

         Modern insanın hastalıklı ruh hali, cehaleti besleyen çağımızın önemli bir sorunudur.

Bilgi kirliliği ile oluşan bulanık bir kimlik, insanı hakikati görme mütevaziliğinden uzaklaş-

tırıp, hakikati inkâra şartlanma müstağniliğine doğru evirmektedir.

         Teknolojik gelişmenin sonucu her alanımızı sarmalayan araç-gereçler, ben-i âdemi

mayası olan toprağın mütevazi ruhundan uzaklaştırıp, alabildiğince kirli,sentetik ve bürokratik

bir anaforun içine sürüklemektedir.

         Vahiyden kopuk ruh dünyamız, basiret kanallarımızı tıkandırıcı bereketsiz gündemleri-

miz, cehalet kavramının hakkıyla anlaşılmasını zorlaştırmaktadır.

         Bizleri kavramlarımızın anlam dünyasından koparan, onları yerinde ve olması gerektiği gibi anlamama ve anlamak istememe zafiyetimizdir.

         Cehaleti yenmemizin yolu tevhidin ve adaletin şahitliğini merkeze alan bir hayat algısı

çerçevesinde müminlerin birbirlerini kuşatıp inşa etmeleriyle mümkündür.

         Değerlendirilmek üzere bize emanet edilen vahiy,akıl,sezgi,vicdan gibi  nimetleri

işlevselleştirerek kavramların kalbine kelimeleri ilk öğretenin razı olabileceği bir şekilde

kavramlarımıza bir anlam dünyası yükleyebiliriz.

         O zaman ,arayış, bilgi, görme, çaba, tecrübe gibi dinamikler,cehaletin zifiri karanlığını aydınlatacak muharrik bir güç durumunda olurlar.

         Sadece bedenleri bilgi deposu haline getirmekle cehalet yenilmez.

Ulusal ve küresel ölçekte hakikatle sıkıntılı olan tarihsel ve siyasal yaklaşımlar, bilgi enformasyonu adına cehalet tellallığına soyunmuşlardır. Bilginin şifreleri/kodları sünnetullaha uygun bir şekilde fıtratla ve vicdanla rafinerize edilmelidir. Rabbimizin helal –haram

sınırlarını belirleyen ilahi metinlerdeki referanslar bizi terbiye edecek düzeyde kuşat-malıdır. Kuşatmalıdır ki bilginin ve teknolojinin çağında tehcirlerle, işgallerle ve soykırımlarla ekin ve nesil ifsat edilmesin.

         Cahilin şartlı, tahammülsüz ve kibirli karakteristik özelliğinden dolayı, bu hastalıkla mücadelede üzerinde yoğunlaşmamız gereken önemli alanın bu alanlar olduğu gerçeği ile bizleri yüzleştirmektedir.

         Bize dayatılan tüm cahili kuşatmalar bizi öldürmeye gelenin bizde dirilebileceği kadar

vahiyle beslenmemizle mümkündür.Bu beslenme,bize  hayatı hikmet ve basiretle okuyabilme imkanını da verecektir.















Yorum ekleYorum ekle
Yorumlar (4)
  • ayşe şaşmaz / 13 Kasım 2008 15:41

    :)

    yazınız yine herzamanki gibi güzel olmuş ellerinize ve güzel yüreğinize sağlık
  • Ö. GÜLTEKİN / 11 Kasım 2008 10:59

    FARKINDALIK


    SAYGIDEĞER HOCAM, bu daracık gazete köşesinde bilginin damıtılmasıdır belkide yaptığınız.Makale yazmanın tabiatıda bunu gerektirir. Yüreğinle düşündüğünü biliyorum. Yüreğine sağlık. Bir okuyucunuz cehalete örnek istemiş. Belirgin olan karekterler varki herkesce bilinir. Ekabilden sosyal statü sahibi Ebu Cehil, Çağının Hükümran siyasi otoritesi Firavun, devrinin başarılı iş adamı Karun, yine devrinin İlim erbabı Bel'am... vs.vs. Ayrıca konuyu şöylede açabilirmiyiz acaba; malumundur , bilmek ile farkında olmak yada şuuruna varmak farklı anlamlar içerir. CEHALET, hakikatin şuuruna varamamak olarakta anlaşılabilirmi? bazı zamanlar nefsimizdeki şeyler ( sevgi, kin, husumet vs.) şuurumuzu perdeleyerek asıl olanı, olması gerekeni akletmemizi engelleyebiliyor.Buna hislerimize mağlup olmakta diyebiliriz. Hislerimiz Farketmemizi perdeleyebiliyor ve yapmamamız gerekenlere bizi sürükleyebiliyor. Hazreti Nuh'un oğlu için talebini hatırlarsak Allah "cahillerden olmaması gerektiğini hatırlatıyor. Hz. Nuh elbetteki müşrikin af edilmeyeceğini bliyordu. Ancak hisleri onun daha sağlıklı düşünmesini engelliyordu.Af ümidiyle yöneldi.Ancak Rabbimizden aldığı cevap oldukça kapsamlı bir anlam ve hüküm zenginliği sunuyor bize. Aslında ... vahiyle beslenmemize yaptığın vurgu ve "Bu beslenme,bize hayatı, hikmet ve basiretle okuyabilme imkanını da verecektir. ...... bizi öldürmeye gelenin bizde dirilebileceği" tesbiti konunun özeti dersem yanlışmı olur acaba... Selam olsun yüreğiyle akledebilenlere... taşın altına yüreğini koyabilenlere....

  • süleyman kamiloğlu / 10 Kasım 2008 22:18

    örnek eksikliği

    yazınız güzel olmuş ama yazının başında 'cehl' kelimesinin kökünden bahsetmişsiniz ama eksik bir örneklendirme ile ama yine de kurandan örrnek vererek yazınızı güzelleştirmişsiniz elinize yüreğinize sağık
  • münevver / 8 Kasım 2008 17:58

    yazınız çok güzel olmuş.yüreğinize sağlık...




Bu yazarın diğer yazıları